Şavşat’a ulaşmanın bir çok yolu var. Vaktiniz bolsa, arabanıza atlayıp Karadeniz şeridini dolaşarak gitmek en güzeli. En azından bir 10 gününüz varsa, Trabzon havalimanına uçup,  oradan Doğu Karadeniz turu yapabilirsiniz. Eğer benim gibi sadece 5 gününüz varsa; amaç bir an evvel Şavşat’la özlem gidermek ve yemeklerine doymaksa, en doğru tercih Kars Havalimanı’nı kullanmak ve oradan 2 saate Şavşat’a geçmek. Ya da ben öyle zannediyordum 🙂

Neyse efendim, Kars Havalimanı’nda yakışıklı dayım, dünyanın en iyi rehberi Muhammed Şeyhoğlu karşıladı bizi. Öğle saati gelmişti. “Ye kaz etini, gör lezzetini” diyerek Kars Kaz Evi’ne gittik. Güzel bir öğle ziyafetinden sonra da 7000 senelik bir şehire, Ani’ye doğru yola çıktık.

Yol boyu, Ani hakkında okuduğum bir efsaneyi düşündüm;

Müslüman hükümdarın hakimiyetinden sonra bir Ermeni Kral Ani’yi ele geçirir. Bu kralın koyduğu bir kurala göre şehirde evlenen gelin ilk olarak bu krala getirilir. Bu sebeple uzun yıllar boyu Ani’de kimse evlenmez.
Günün birinde şehrin ileri gelenlerinden Odabaşoğlu, çok seviyor diye oğlunu evlendirir. Bir çözüm bulurum diye düşünmüştür fakat gelin ona gelmeyince kral çok öfkelenir ve Odabaşoğlu’nun asılmasını buyurur.  Odabaşoğlu idam sehpasının yanında ayağını yere vurarak haykırır: “Ey Ani! Bu zulüm ile yaşayacaksan bat, yıkıl!” Ve daha sözü biterken kentin altı üstüne döner.
Yüzyıllar sonra 4. Murat döneminde başkaptan olan Murat Reis’in gemisinin çapası bir türlü attıkları yerden kurtulamaz. Murat Reis dalınca biraz derinde bir düzlük ve üstünde 3 katlı bir ev görür. Çapa evin penceresine takılmıştır. Çapayı kurtarırken genç bir adam onu içeri davet eder. Delikanlı Odabaşoğlu’nun oğludur. Ani alt üst olduğunda karısı ile beraber kendini bu evde bulmuştur ve hala kraldan korkmaktadır.

İşte 40 kapılı, 1001 ibadethaneli Ani, aynı zamanda da bu yeraltı şehrini ve bu büyük aşkı saklar. Halkın “Gider-Gelmez” dediği şehir, Resimli Kilise’nin hemen yanında ana kayanın altında saklanır. Benim de, Ani’nin surlarından içeri girince gözüm hemen bu Resimli Kiliseyi, Gider-Gelmez şehrini ve 2 sevgiliyi aradı. O arada boyut değiştirmiştim, sanki farklı bir zamandaydım.

Yıldırımın ikiye böldüğü kilise, birbirine sırtını dönmüş iki ülke arasındaki yıkık köprü, 7 asır değil de sanki elli yıl önce bitmiş gibi duran devasa katedral, kiliselerdeki inanılmaz freskler, Anadolu’da inşaa edilen ilk cami… Aklıma ilk gelen soru neden sadece ibadethaneler kalmıştı? Binlerce insan nerede yaşamıştı, evlerine ne olmuştu?

Burada her yerden tarih fışkırıyordu. Dikkatli bakınca yerde mozaik parçaları, hatta kırılmış testi parçaları buldum. Ani muhteşem, farklı bir dünya ve bence açık ara Türkiye’nin en önemli tarihi mekanlarından biri.
 
Ama bakımsız. Yıllar önce üniversiteye bakım için götürülen heykeller geri gelmemiş. Restorasyona başlanmış ama eserlerin etrafının çevirilmesinden başka hiç bir şey yapılmamış.
 
Ve de sahipsiz. Belki de bu büyük aşkı yerin altına sakladığından yüzyıllardır hiç yerlisi olmamış, hep yolcusu var. BİZİM GİBİ…
img_8645
Paylaşın
Tüm Misafirlerime Kocaman bir Merhaba!, Kim ki bu İremce derseniz, öğrenmeyi, okumayı, gezmeyi, üretmeyi ve şehir hayatını yaşamayı seven bir anneyim. İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. 18 sene kurumsal hayatta yöneticilikten sonra İnovatif Danışmanlık ve Eğitimler üzerine kurduğum şirketimin yöneticiliğini yapıyorum. Ve de yazıyorum... Okudukça, gezdikçe, öğrendikçe ve hissettikçe yazmaya devam edeceğim. Takipte kalın..! İremce'nin müdavimi olacaksınız.

1 YORUM

  1. Cok klasik olacak ama baska bir ulkede olsa hem tum dunyaya tanitilmis, hem de ustunden para basilmisti.
    Efsaneyi bilmiyordum, yine duygu yuklu bir yazi olmus. Tebrikler

CEVAP VER