casablanca

Arada açıp seyrederim Casablanca’yı. Rick filmin sonunda “Louis, I think this is the beginning of a beautiful frienship” (Louis, bence bu güzel bir arkadaşlığın başlangıcı) der ve film biter. Fakat ben her seferinde bu şekilde bittiğine inanamam, daha devam etmesi gerekiyor gibi gelir ve uzun uzun, derin düşüncelere dalarım. Bir süre sonra kendime gelirim, yer, içer, çalışır hayatıma devam ederim. Fakat Casablanca anlatır bana sürekli, hiçbir şeyin eskitemediği o hüzünlü aşk hikayesini…

İlk seyrettiğimde, Casablanca’da yaşanacak büyük bir aşk hikayesine tanık olacağımı zannettim. Daha en başında yanılmışım işte, film boyunca da devam etti yanılgılarım. Film, iki müthiş karakteri benden sakındı başta. Ancak 10. dakikada gördüm Rick’in karizmasını, Ilsa’nın güzelliğini de 25. dakikada. Ilsa’nın ağlamaklı gözlerle Sam’e Rick’i sorduğu sırada, Sam’e hak verip Ilsa’ya kızdım. “Pis Ilsa nasıl yaparsın bunu Rick’e?” dedim. Sonra Rick’e kinlendim. “Aşk insana neler yaptırıyor? Nasıl ele verirsin Victor’u?” dedim. Film boyunca mutlu son bekledim. Ve en sonunda havalimanı sahnesinde ters köşeydim. Yine de son saniyeye kadar ümidimi kaybetmedim. Rick elinden tutup götürmeliydi Ilsa’yı Amerika’ya. Fakat, sevgi neydi? Sevgi emekti tabii. Selvi Boylum Al Yazmalım’da hikaye benim için daha kabullenilebilirdi. Sorumluluktan kaçan, aldatan kocaya karşılık, Asya’nın ona saygıda, sevgide kusur etmeyen adamı seçmesi mantıklı. Casablanca’da ise erdemler ve aşk arasında gidip gelir Ilsa. Bir tarafta büyük aşkı; o da ona aşık, koşullar sebebi ile ayrılmış. Diğer tarafta ise ona çok emek vermiş, sevdiği, saydığı ve çok büyük misyon üstlenmiş bir adam. Sevgi? Emek? Aşk? Erdem? Çok karışık bir filmdir Casablanca.

Sonu mutlu mu, mutsuz mu karar veremiyorum ama çok buruk bir aşk hikayesidir. Sinemaya “aşktan da üstün” temasını ilk sokan filmdir. Normal şartlar altında bir erkeğin yapmak isteyip de yapamayacağı şeyleri anlatır aynı zamanda. Nerede görülmüştür, sırf iyiliği için sevdiğini bırakmanın zerafeti?.. İşte bu duygular içinde, her seyrettiğimde kanımı dondurur, her repliğini Bogart ile beraber tekrar ederim. Ve hala “We will always have Paris” (Paris hep bizim olacak) repliğini her duyduğumda gözlerim dolu dolu olur.

Şu an yine aynı repliği dinliyorum, yine gözlerim dolu dolu ve bu yazıyı niye yazdığımı düşünüyorum. Belki bu hikayenin sonunu bir türlü kabullenemediğim için, belki de sadece aşağıdaki dilog için:

Ilsa: Sana iki kelimelik, sonunu bilmedigim bir hikaye anlatayım mı?

Rick: Evet

Ilsa: Seni seviyorum…

Not: Aslında Casablanca’nın bir aşk hikayesi olmadığı söylenir. Hikayede savaşın ağırlığı çok net. Filmdeki her karakter, savaşın bir tarafını temsil eder ve dialoglarda savaşta olan bitenlere göndermeler var. Hatta savaşın gidişatına göre, senaryo çekim süresince sürekli değişmiştir. Ama yine de, bence Casablanca gelmiş geçmiş en güzel aşk filmidir.

3 YORUMLAR

CEVAP VER