1934 yazında Mustafa Kemal Atatürk, Kızılcahamam’a geçerken yol üstünde kendisini coşku ile karşılayan Kazan köylülerinden bir kadın Atatürk’e soğuk ayran ikram eder. Atatürk teşekkür edip, hal hatır sorarken 5 çocuğu olduğunu ve kocasının malūl olduğunu öğrenir. Daha sonra da yaşını sorduğunda kadın, “Ata’m sizin Samsun’a çıktığınız gün doğdum” der.

Ata, bir an düşünür. Yıl 1934, kadının ifadesine göre 15 yaşında olması lazım gelir, halbuki karşısında orta yaşlarda bir hanım vardır. Tekrar sorar “Nasıl olur?”

Kadın memleketin işgal altında geçirdiği acı yılları ima ederek:

“Paşam, ondan evvel yaşamıyordum ki!” der.

Bu kadın Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın muhtarlarından Satı Hanım’dır ve 1935 yılında da onu, meclise giren 18 Türk kadınından biri olarak görürüz.

satı kadın ile ilgili görsel sonucu

Satı Kadın’ın çok güzel ifade ettiği gibi, 19 Mayıs 1919’dan önce hiç bir alanda sözü geçmeyen, nüfus sayımında bile insan diye sayılmayan Türk kadınına 19 Mayıs’dan itibaren Atatürk’ün reformları ile yepyeni bir statü gelmiş ve geçmiş 1000 yıl içinde bir bir kaybettiği haklarını çok kısa sürede ve de fazlasıyla geri almıştır.

Her Türk Cumhuriyete ve Atatürk’e borçludur ama Türk Kadını daha fazla borçludur. Bugün sosyal hayatta ve iş hayatında aktif olarak yer alıyorsa, Büyük Önder Atatürk ve Cumhuriyetin kazanımları sayesindedir.

Büyük bir gururla Cumhuriyetimizin 93. Yılını kutlayacağımız bugün, bütün bunları düşünürken; bir Türk kadını, bir anne olarak “Cumhuriyet olmasaydı, nasıl bir hayat yaşıyor olurdum?” diye sordum ben de kendime. Evet, Cumhuriyet olmasaydı:

Bu yazıyı yazamıyor olacaktım.

Bir kadın olarak kendi ülkemde bu kadar iyi bir eğitim alamayacaktım.

Ürettiklerimle gurur duyamayacaktım.

Seçtiğim adamla evlenemeyecektim.

Bir anne olarak evladımın üstünde söz hakkım olmayacaktı, hatta belki de minik prensesim çoktan evlendirilmiş olacaktı.

Herhangi bir mülküm olmayacaktı, araba kullanamayacaktım.

Bana ait düşüncelerim olmayacaktı, olsa bile bunları kendime saklayacaktım.

Hatta çocukluğumu bile bilmeyecektim, doğduğum andan itibaren bana kadın gözü ile bakılacaktı.

İşte bu sebeplerden ve daha birçok sebepten dolayı, kendimi bildiğim günden beri Cumhuriyetin bana sunduğu insanlık nimetleri için şükrettim. Milli Mücadelenin büyük kahramanları Şerife Bacı’yı, Kara Fatma’yı, Halime Çavuş’u ve daha nice kahraman Türk kadınını hiç aklımdan çıkarmadım. Bayrak inmesin diye eşini, oğlunu gözünü kırpmadan feda eden; cesur, vakur Türk annelerini hiç unutmadım.  Ata’mın manevi kızı Sabiha Gökçen’le ve Türkiye’yi dünyada başarı ile temsil eden tüm Cumhuriyet kadınları ile gurur duydum.

Ve doğduğu günden beri kızıma Ata’mın mavi gözlerindeki ateşi ve bizim için yaptıklarını anlattım. Çünkü kız ya da erkek, çocukları yetiştiren anneleridir ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatacak, Atatürk’ün izlerini sonraki nesillere taşıyacak olanlar da kadınlardır. Bir İstiklal Savaşı daha vermemek Türk annelerinin elindedir. Büyük Önder’in de söylediği gibi “Dünyadaki her şey kadının eseridir.”

Ne Mutlu Türk’üm Diyene!

Ne Mutlu bir Atatürk yetiştiren Türk Kadınına!

CEVAP VER