Edebiyat tarihine baktığımızda Shakespeare’in kitapları ve İncil’den sonra en çok Agatha Christie’nin romanları satmıştır. Tüm dünyada 2.5 milyar sattığı söylenir. Hatta neden bu kadar çok okunduğunu dünyaca ünlü bilim insanları araştırmıştır. Kitaplarında kullandığı tüm kelimeler, kelime grupları ve bağlaçlar türleri ve yoğunluğuna kadar incelenmiş; tam sebebi bulunamamakla birlikte Christie’nin insanları etkileyen, beyinde mutluluk hormonu üretimine katkıda bulunan kelime ve kelime grupları kullandığı fark edilmiş. Biz polisiye romanları okurken bir taraftan da mutlu oluyormuşuz yani.

Ben de daha ortaokul öğrencisiyken Christie’nin hemen her kitabını okudum. Öyle ki günde bir kitabını bitirirdim. Sayfalar birbirini kovalardı. Tiplemeleri gözümde canlandırır, hemen her sayfada delilleri tekrar tekrar gözden geçirir, cinayetleri çözmeye çalışırdım. Olayı çözmeden uyuyamazdım. Olayların gizemi yani merak duygusundan başka şeyler de vardı beni etkileyen tabii. Onun kitaplarında kadınlar hep şıktı, erkekler hep kibar ve yakışıklıydı. Yani güzellikleri taa dibine kadar hissederdim. Onun kitaplarında ıssız sokaklar, karanlıklar ve ayak sesleri vardı. Tüylerim diken diken korkuyu doruklarda yaşardım.

İlgili resim

Bütün bu anlatmaya çalıştığım yazım şekline bilim insanları Hipnotik İletişim adını verdiler nihayetinde. Yani Agatha Christie hiptonik yazdığı için bu kadar çok okunuyormuş ama bugüne kadar çekilen kırktan fazla Agatha Christie romanı uyarlaması film o pek de hipnotik olamadı hatta Christie de çekilen filmlerin büyük çoğunluğunu hiç beğenmedi. İşin açığı ben de daha önceki filmlerin hiç birini seyretmedim. Belki de beynimde yarattığım o gizemli dünyayı bozmak istemedim.

Doğu Ekspresinde Cinayet filminin fragmanını görünce de gidip gitmemeyi çok düşündüm ve nihayetinde gitmeye karar verdim. Filmi seyretmek istememin ilk sebebi Doğu Ekspresinde Cinayeti’nin en sevdiğim Christie romanı olması. Bu çok enteresan bir hikayedir. Christie 1933’te hikayeyi yazdığında, kitabın esin kaynağı olan gerçek olaydaki katil kitap yayınlandıktan sonra bulunmuştur. Kitapta İstanbul’un oryantalist tarafı güzel anlatılır ve Pera Palas Oteli’nin, Christie’nin Doğu Ekspresinde Cinayet’ine ilham kaynağı olduğuna inanılır.  Medyadan uzak durmaya çalışan Christie sadece 1974’te tek beğendiği uyarlama olan Doğu Ekspresinde Cinayet filminin galasında halkın önüne çıkmıştır.

Gitmek istememin diğer bir sebebi de Hercule Poirot. Dünyanın en ünlü hafiye karakteridir. İyi – kötü veya siyah – beyaz ayrımı konusunda nettir Poirot (benim gibi :)). Ona göre sadece yanlışlar ve doğrular vardır. Bu sebeple yanlışı görmek kolaydır.  Christie, Hercule Poirot’yu iki kere gördüğünü iddia etmiştir: Bir tanesi Savoy’da öğle yemeği yerken ve diğeri de Kanarya Adaları’nda deniz yolculuğunda. Hercule Poirot 1975’te öldüğünde, The New York Times’ta tam sayfa ölüm ilanı yayınlanan ilk hayali karakter olmuştur.

doğu ekspresinde cinayet filmi yorum ile ilgili görsel sonucu

Filmi seyretmek istememin son sebebi ise Johnny Depp tabii ki. Bugüne kadar seyretmediğim filmi olmadı.

Seyrettiğime de hiç pişman değilim. Film oldukça sürükleyici ve keyifli, kitabı kadar olmasa da. Konudan hiç bahsetmek istemiyorum, hem gizem kaybolmasın diye hem de bir Agatha Christie hikayesinin mükemmelliği zaten tartışılmaz. Çekim, kostümler ve ambiyans çok başarılı, dönemi çok iyi yansıtıyor. O yıllara gidip, o trende birinci mevki yolculuk etme hevesi uyandırdı bende. 2-3 dil bilen, dünyayı gezen, şık ve kibar dönem insanları ile sohbet edip, o yemekli vagonda o muhteşem yemeklerin tadına bakmak istedim.

Oyuncu kadrosu da inanılmaz. Kenneth Branagh, Poirot rolünde oldukça başarılı. Aslında daha ufak tefek bir Belçikalıydı benim hayallerimdeki Poirot ama Branagh aksan ve mimikler ile bana bunu unutturdu. Johnny Depp kafamdaki Ratchett karakteri için fazla yakışıklıydı ama abartısız ve çok iyi bir oyunculuk çıkardı. Michelle Pfeiffer ve Josh Gad şaşırtıcı derecede gerçekçi. Bir tek Kont Andrenyi karakteri fazla abartılı canlandırılmış. Onun dışında hemen tüm oyunculuklar kafama oturdu. Ayrıca filmde İstanbul çok pozitif işlenmiş. Filmin sonunda “Nil’de Ölüm”‘e selam çakması da hoş olmuş, belki onu da çekerler.

Naçizane tavsiyem, kitabı okuduysanız filmi seyretmeden önce tekrar okuyup öyle gidin. Eğer okumadıysanız tek kelime okumadan hatta film fragmanını bile seyretmeden gidin. Ama her hâlükârda gidin ve sinemada seyredin.

Bizim için ise bu filmin kazancı Zeynep’i Agatha Christie ile tanıştırmak oldu. Filmden çıktıktan sonra da üç tane Agatha Christie’ye giriş kitabı alıp eve döndük. Herkese iyi seyirler…

CEVAP VER