Son zamanlarda Zeynep’in kitaplarını okumayı iş edindim. Kütüphanesini karıştırıp kitaplarını bazen ondan önce, bazen de ondan sonra okuyorum. Genelde de çok iyi davranır kitaplarına, okunmuş olsa da kitapevinden yeni alınmış gibidir. Fakat Doğunun Limanları’nı masasının üstünde gördüğümde, kitap bayağı yıpranmış durumdaydı. Sayfaları çevirdikçe onlarca paragrafın pembe kalemlerle çizilmiş, hatta üzerine notlar alınmış olduğunu görünce oldukça meraklandım. “Topu topu 183 sayfa ben bunu 2 güne okurum” deyip elime aldım ama öyle olmadı.

Okumaya başlayınca zihnimin arka odalarında ışıklar çaktı, sanki yaşadığım ama unuttuğum bir şeyler açığa çıktı. Elime farklı renkte bir kalem alıp ben de paragrafları çizmeye başladım. Bazı paragrafları iyice sindirmek için defalarca okudum. Arada nefesim daraldı, göğsüme sanki taş oturdu, ara verdim. Böyle böyle, başka yoğunluklar da araya girince 4 gün sürdü kitabı bitirmem. Bittiğinde bulunduğum ortama şöyle 1 dakika kadar baktım, nerede olduğumu unutmuştum. “Kitabın gücü bu olmalı dedim”.

Çok çok güçlü bir roman. Ana karakter İsyan’ın kendisiyle beraber mücadele etmiş direnişçilerin adlarının verildiği sokakları tek tek ziyaret etmesiyle başlayan hikaye ile geçmişe yolculuk yapmaya başlayınca kendimi tarihin eflatun yaprakları arasında savrulurken buldum. Duygularım ise çok karışık. İsyan’ın eşi Clara’yı önce sevimli ve romantik buldum ama sonrasında ondan nefret etmeye başladım. İsyan’ın aşkını hiç hak etmedi. Sen 20 yıl bir köşede dur. Adamın kızını ondan uzak tut. “Beklemek” adı altında kocan için hiç bir şey yapma. Nadya’nın babasını bulma çabası takdire şayandı ama ondan bu kadar kolay vazgeçmesi beni üzdü. İsyan’ın silah arkadaşı Bertrand ise başka bir vaka. Böyle bir direnişçinin İsyan’ın direnişini anlamaması affedilemez.

Duygularım karışık ama kafanızı daha fazla karıştırmamayım. Doğunun Limanları baba tarafından Türk (padişah torunu), anne tarafından Ermeni İsyan’ın hayat hikayesini anlatıyor. Gerçeklik içinde bir kurgu var. İsyan’ın hikayesi o doğmadan çok önce Sultan Albülaziz’in darbe ile tahttan indirilmesi ve sonrasında intihar etmesi ya da öldürülmesi ile başlıyor. Abdülaziz’in kitapta adı İffet Sultan olarak geçen, gerçekte adı Nazime olan kızı ise saraylara yakışır bir içten pazarlıkla evlendiriliyor. Olayların devamında İsyan bize kendi hayatının paralelinde Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü, 2. Dünya Savaşı’nın Fransa’sını ve Ortadoğu örneğinde Lübnan’ı ve iç savaşı anlatıyor.

Çok aşık, çok güzel bir adamın hikayesi Doğunun Limanları. Boşu boşuna akıl hastanesinde geçmiş bir ömrün hikayesi. Sonunda gözlerimin dolu dolu olduğu, bir vuslatla mı, yoksa ayrılıkla mı bittiğine bir türlü karar veremediğim ama hayatın ne kadar kısa olduğunu bana tekrar hatırlatan bir hikaye. Kaderin insan hayatındaki önemini yüzüme soğuk su gibi vuran bir hikaye. Savaşa karşı nesiller yetişmesi için okullarda mutlaka okutulması gereken bir hikaye. Özünde de dinleri, kimlikleri, ekonomik durumları ve dünyadaki durumları ile doğunun insanlarını anlatan gerçek bir düşsel yolculuk kitabı.

Maalouf’un üslubu ise hem çok akıcı hem de sarsıcı. Hemen her sayfada bir kıyıya köşeye not almanız gereken vurucu cümleler mevcut. Türkiye’yi “Ayakları doğuda, bakışları batıda” şeklinde tanımlamasını çok sevdim. Savaşı en iyi tanımlayan cümlelerden biri de bu kitapta: “Herkes ötekilerin duasını sustursun diye kendi tanrısına yakarıyordu”. Ama ben bu kitabın en çok da o umut dolu cümlesini sevdim: “Tünelin ucunda ışık görünmese bile, ışık varmış gibi yürüyeceksin ve ışığın görüneceğine dair sarsılmaz bir inancın olacak.” Öyle çok umut var ki bu hikayede. İsyan’ın aşkına olan umudu, Nadya’nın babasına olan umudu, direnişçilerin özgürlüğe olan umutları. İsyan’ın akıl hastanesinde akıl sağlını kaybetmemesi, hatta geri kazanmak için çabalaması da kızına kavuşma umudu sonucu.

Özetle; güzel isyan, güzel topraklar, güzel aşk ve çok güzel bir roman. Mutlaka okunacaklar sırasına alın. Keyifli okumalar…

Paylaşın

Tüm Misafirlerime Kocaman bir Merhaba!,

Kim ki bu İremce derseniz, öğrenmeyi, okumayı, gezmeyi, üretmeyi ve şehir hayatını yaşamayı seven bir anneyim.

İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. 18 sene kurumsal hayatta yöneticilikten sonra İnovatif Danışmanlık ve Eğitimler üzerine kurduğum şirketimin yöneticiliğini yapıyorum.

Ve de yazıyorum… Okudukça, gezdikçe, öğrendikçe ve hissettikçe yazmaya devam edeceğim.

Takipte kalın..! İremce’nin müdavimi olacaksınız.

CEVAP VER