Bildiğimiz üzere Inferno (Cehennem), Dan Brown’un en son kitabı. Da Vinci’nin Şifresi’ni, Melekler ve Şeytanlar’ı ve Kayıp Sembol’u zevkle okudum. Cehennem de 2 dilde olmak üzere kütüphanemde uzun süredir duruyor ama henüz okumak kısmet olmadı. Belki de bu sebeple, filme koştura koştura gittim.

Maceramız; serinin demirbaşı, Simgebilim Profesörü Robert Langdon’un (Tom Hanks) kendini Floransa’da bir hastane odasında, başından yaralanmış ve hafızası bulanık olarak bulması ile başlıyor. Profesörümüzün imdadına ise diğer başrol Dr. Sienna Brooks (Fecility Jones) yetişiyor. Bu sefer düşmanımız; dünyanın geleceğinin nufüsun yarı yarıya azalmasına bağlı olduğuna inanan ve bunun için İlahi Komedya’dan esinlenerek bir katliam planı yapan, bio-mühendis ve milyarder Bertrand Zobrist (Ben Foster).

Filmin başında Dan Brown’un da söylediği gibi; Langdon önce kendi cehenneminden kurtulmaya, niye vurulduğunu, maskeyi niye çaldığını anlamaya çalışıyor.  Daha sonra ise çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu farkediyor. Ve dünyanın yarısının hayatını kurtarmak için de komedyanın şifrelerini kullanıyor. Özet olarak Cehennem; Dante’nin İlahi Komedyası’ndaki gizemleri araştırıyor.

İlahi Komedya’yı okumadım ama anladığım kadarı ile Dante, komedyayı kendi iç karmaşasına çözüm ararken aynı zamanda insanlara yol göstermek için yazmış ve Langdon’un halisünasyonları da bize komedyadaki düşsel yolculuğu yaşatıyor. Kan kırmızı köpüren suların içindeki peçeli kadın, önlerini görememeleri için kafaları ters çevirilerek cezalandırılan falcı sahneleri ürpertiyor ama çok başarılı.

Film bizi mekandan mekana, şehirden şehire sürüklerken macerayla olan bağımızı da canlı tutuyor. İtalya’da çekilen tüm sahneler hemen gidip o mekanları görme arzusu uyandırıyor. Yani İtalya’yı özellikle Floransa’yı çok güzel tanıtıyorlar. Ama maalesef İstanbul için aynı şeyi söyleyemiyorum. İstanbul ile ilgili daha ilk sahnede çarpık kentleşme hemen gözümüze batıyor. Türk diye oynatılan tüm oyucuların Arap ya da Hint olması ayrıca trajikomik. Sienna İstanbul’a geldiği an türbana giriyor. Önce Ayasofya gibi kutsal bir mekana gideceğini düşünüp takdir ediyoruz. Fakat İstanbul Üniversitesi’ne gidiyor. Üniversitedeki hocanın terörist olması ve öğrencinin görüntüsü oldukça üzücü ve düşündürücü. Yine de; Yerebatan Sarnıcı’ndaki konser, birçok sahnede al bayrağımın dalgalanması ve hikayede İstanbul’un dünyanın merkezi gibi gösterilmesi ruhumuzu okşuyor. Yani İstanbul’un hem iyi hem kötü reklamı yapılıyor.

yerebatan sarnıcı inferno cehennem ile ilgili görsel sonucu

Bütün bunlarla beraber, bence senenin The Hateful Eight’ten sonra en iyi filmi. Oldukça sürükleyici, aksiyonu yerinde, oyunculuklar ve çekimler çok başarılı. İlk iki filmi seyretmenize ya da kitapları okumanıza gerek yok. Bu filmi bağımsız olarak rahatlıkla seyredebilirsiniz.

Ve Cehennem kesinlikle sinemada seyredilmesi gereken bir film, başka türlü keyif almazsınız. İyi Seyirler…

CEVAP VER