“La La Land – Aşıklar Şehri” son zamanlarda seyrettiğim en eğlenceli, bir o kadar da duygusal ve masalsı film. Bana biraz Batı Yakasının Hikayesi’ni, biraz Singing in the Rain’i, biraz da Grease’yi hatırlattı. Hatta, filmin sonundaki bakış Casablanca’nın “Paris Hep Bizim Olacak” sahnesinine gönderme yapar nitelikte.

la la land başlangıç sahnesi ile ilgili görsel sonucu

Film bize bir şekilde yolları kesişen iki tutkulu insanın hikayesini cazın felsefesi üzerinden veriyor. “Ben caz sevmem” diyen Mia’ya (Emma Stone) “Caz çatışmak ve uzlaşmaktır, bu yüzden çok ama çok heyecanlıdır” diyen Sebastian (Ryan Gosling), sonrasında olacaklardan pek habersiz her şeyin özetini geçiyor aslında. Hikaye de tıpkı caz gibi romantizmle realizm arasında gidip geliyor. Ve nihayetinde o romantik, idealist piyanistten düzene bir şekilde uyum sağlayarak popüler olmuş, hedeflerine ulaşmış bir adam çıkıyor.

Aslında bir müzikal ama bu masala sadece müzikal demek de büyük haksızlık olur. Müzikleri, dansları, renkli neon ışıkları bir yana; kalbinde bir yerlerde bir şeyler için tutku duymuş herkesin içini titretecek, sanatın birçok dalını içinde barındıran bir hikaye bu. Filmi seyrederken kah çok sevdiğiniz bir şarkıyı, kah eski güzel günlerinizi hatırlıyorsunuz. Güzel olan her şeyi bavulunuza alıp, romatizmin zirvesine doğru bir seyahate çıkıyorsunuz.

İlgili resim

Hikaye sürekli bize “başarı mı, mutluluk mu?” sorusunu değişik şekillerde soruyor. Başarılı olduğun zaman yaşadığın o yardım edemediğin mutsuzluk duygusunu ve mutlu olduğun zamanki kaçınılmaz başarısızlığı sorgulatıyor. Sebastian’ın mutlu olduğu işi yaptığında vazgeçtiği şeyler de yüzümüzde soğuk su etkisi yapıyor.

Sebastian’ın finale doğru “City of Stars”ı çaldığı piyano sahnesinde ise başka bir soru daha var: Aşık olduğun kişi, hayatı paylaşacağın kişi mi olmalıdır? Evlilik piyanoda sol elle sağ eli çalmak gibi bir şey. Sağ el de sol el de kendi başına bir parça ama ikisi birleşince ortaya mükemmel uyum çıkıyor. Mia ve Sebastian ise hep kendi parçalarını çalıyorlar ve uyuşmuyorlar. Caz müzik gibiler. Kendi solo gösterilerini yapıyorlar, yaratıcılıklarını yarıştırıp karşılaştırıyorlar. Özetle aşık olmanın birbiri için biçilmiş kaftan olmadığını gösteriyor film bize.

Çok spoiler verdim, toparlayayım artık. En az 3 oscar alır. En iyi film, en iyi senaryo ve en iyi film müziği. Hatta en iyi erkek oyuncuya göz kırpar. Senaryo klişelerle dolu olmasına rağmen bir o kadar da orijinal. Müzikler muhteşem. Film boyunca dinlediğim “City of Stars”a doyamadım ve eve geldiğimde de dinlemeye devam ettim. Birbirinden güzel Los Angeles sahneleri ile çekimler harika. Ve Chazelle bence son yılların en tutkulu yönetmeni, La La Land ile de sinema ve caz aşkını beyazperdede somutlaştırıyor.

Vizyondan kalkmadan gidip sinemada seyredin. Bittiğinde yerinizden kalkamıyor, tekrar oynasın istiyorsunuz. Çünkü çok iyi geliyor. İyi Seyirler…

CEVAP VER