Biyografi türündeki filmleri kaçırmamaya özen gösteririm. Hugh Jackman’ı da kurt adam olmadığı zamanlarda daha çok sevdiğim için uzun zamandır beklediğim bir filmdi ‘Muhteşem Şovmen’. Ama vizyonda o kadar çok güzel film vardı ki yoğunluklar da araya girince seyretmek için geç kaldım. Geç olsun güç olmasın, müthiş bir müzikal ve görsel şölen seyrettim nihayetinde. Sefiller uyarlaması ile müzikal konusundaki maharetlerini bildiğimiz Hugh Jackman kırmızı şov forması içinde Phineas Taylar Barnum rolü ile muhteşem iş çıkarmış.

Kısaca konudan bahsedersek; film bir terzinin oğlu olarak dünyaya gelen P.T. Barnum’un hayat hikayesini anlatıyor. Barnum varlıklı bir aileden gelen Charity (Michelle Williams) ile ailesinin istememesine rağmen evleniyor ve 2 kızları oluyor. Eşine söz verdiği hayatı yaşatabilmek için bir çeşit hile ile bankadan yüksek miktarda bir kredi koparmayı başarıyor ve bir kaç başarısız denemenin sonunda, farklı görünüşlü insanları bir araya getirerek bir sirk kuruyor. Hayali ise dünyanın en muhteşem gösterisini sunmak. Bu şov, halkın bir kısmı tarafından eleştirilse de oldukça ilgi görüyor. İngiltere Kraliçesi Victoria bile şovu  seyrediyor ve Barnum çok kısa sürede zengin oluyor.

‘Muhteşem Şovmen”in ders verme kaygısı yok ama gerçek hayat hikayesine dayandığı için çok fazla ders çıkıyor. Barnum’un hızlı çıkışı ardından çok hızlı düşüşünün sebeplerini irdeliyorsunuz. Fazla hırsı, geldiği yeri kabullenememesi, herkes tarafından sevilmek istemesi ve daha fazla yükselmek için bilmediği sulara girmesi düşüşünün sebepleri arasında. Risk almaktan kaçınmayan Barnum’un yaptığı en akıllı hareket ise temkinli ve varlıklı Phillip Carlyle (Zac Efron) ile ortaklık kurması galiba. Bunlarla beraber aile değerleri, sevgi, tutku, yaratıcılıklar ve farklılıkların güzelliği konuları da güzel işleniyor hikaye içinde. Aslında filmin ana konusu ise Barnum’un meşhur sözü: “En asil sanat insanları mutlu etmektir. Hayal gücü bir armağandır, hayal gücü hayatın kaynağıdır ve hayat yapmak için seçtiğiniz şeydir.”

Klasikle modernin kesişimi bir film ‘Muhteşem Şovmen’. Danslar, kareografi, müzik ve dekor masalsı bir tat bırakıyor zihninizde. Hele Barnum ve Phillip’in bardaki dans sahnelerini tekrar seyretmek için yeniden gidebilirim filme. Filmin görsel efektleri baş döndürücü güzellikte. Hikaye 1800’lerde geçmesine rağmen müzikler çok modern. La La Land’in şarkılarını yazan Benj Pasek’le Justin Paul çok iyi bir iş çıkarmışlar, soundtrack’ini alıp arabamda dinleyebilirim.

İlgili resim

La La Land’i sevmişseniz ‘Muhteşem Şovmen”i de seveceksiniz. Müziğin ve dansın içine düşüyorsunuz ve bitmesini istemiyorsunuz. Son jenerik geçerken yüzünüzde tebessüm ve o harika melodileri mırıldanarak mutlu mesut salondan ayrılıyorsunuz. Hugh Jackman ve Zac Efron’u seyretmiş olmak da cabası. Her an vizyondan kalkabilir, hala seyretmediyseniz kaçırmayın derim. İyi Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here