‘Asfaltın Kralları’ gerçek olaylardan kurgulanan müthiş bir dönem filmi. Hikâye gerçek olunca, senaryo iyi yazılınca ve de iyi yönetilince seyretmelere doyamıyorsunuz. Öyle çok konu var ki bu araba yarışı filminin içinde: Üretim tarzlarının sosyolojik boyutu, 2. Dünya Savaşı sonrası kutuplaşan dünya, dev araba firmalarının rekabeti hatta teknik olarak araba imalatı ve biri yarış pilotu diğeri araba tasarımcısı iki arkadaşın hikayesi.

Ford v Ferrari: Seri İmalat El İşçiliğine Karşı

1900’lerin başları kapitalizmin doruğa ulaştığı yıllar olarak bilinir. Bu tarihlerde Henry Ford’un hayata geçirdiği kitlesel üretim sistemi olan Fordizm kapitalizmde yeni bir sayfa açmıştır. 1929 yılındaki ekonomik buhrandan sonra insanların bir süre kapitalizme inancı sarsılsa da üreticinin ürününe yabancı olduğu, üründe standartlaşmayı sağlayan ve imalatı hızlandıran Fordizm birçok imalat prosesinde halen kullanılmaktadır.

Hikayemiz de torun II. Henry Ford’un Ford Motor Company’nin başında olduğu yıllarda geçmektedir. 1960’lı yıllarda henüz bizim kullandığımız robotik ve akıllı sistemler yoktur ama hikayemizde o çokça alışık olduğumuz montaj hatlarını görürüz. Bürokrasi ise bugünkünden aşağı kalmamaktadır. Araba yarışlarında söz sahibi olmayan Ford; bu yarışlarda sürekli kazanan ve ekonomik olarak zor durumda olduğunu duyduğu Ferrari ile birleşmek ister. Bu konuda yapılan toplantıda “Ferrari’nin bir senede ürettiği arabayı bir günde ürettiklerini” söyleyip Ferrari’yi küçümserler. Akabinde Ford yetkililerinin Ferrari firmasına birleşme teklifi için gittikleri esnada da el işçiliği ile araba imalatını görürüz. İmalat el işçiliği ile olduğu için yavaştır ama arabalar hem çok güzel hem de daha dayanıklı üretilmektedir.

Ford birleşme teklifine Ferrari’den çok sert ret alınca da intikam almak istercesine daha üstün bir araba yaratma projesine girişir. Hedef Fransa’daki efsanevi LeMans yarışını kazanmak. Projenin başına da araba tasarımcısı, daha önce LeMans’ı kazanmış tek Amerikalı yarış pilotu Carroll Shelby‘i (Matt Damon) getirir.

Ford’un yarış arabası tasarımcısı Carroll Shelby el işçiliği ile üretilebilecek özel arabalar tasarlamaktadır ve aslında burada Ferrari’ye daha yakın durmaktadır. Bu şekilde Ford, daha sonraları post-Fordizm olarak tanımlanacak yaklaşımın erken bir örneği olarak motor sporları alanına girmektedir.

Zaferin Fiyatı

Carroll Shelby üreteceği yarış arabasının pilotu olarak arkadaşı Ken Miles’ı (Christian Bale) seçer. Ken Miles iyi bir pilot olmasının yanında teknik olarak da arabalara çok hakimdir. Arabayı kısa bir süre sürdükten sonra tüm zayıflıklarını hemen sıralayabilmektedir. Kendisi Ford tarzına uygun görülmese de nihayetinde LeMans pilotu olur.

Bütün bunlara ve filmde sürekli kazanmanın, zaferin fiyatının ne olduğunun tartışılmasına rağmen ‘Asfaltın Kralları’’nı Shelby ve Miles’ın düzene karşı zaferi olarak okumak zor. Düzen eleştirisi derinliksiz ve Hollywood’un izin verdiği kadar yapılıyor. Yine de film kendini soluksuz izlettiriyor.

Filmin en heyecanlı kısmı 24 saatlik LeMans ‘66 ve finali. Ama bu yarışta sadece hızlı giden arabalar yok. Ford markasının anlamı ve imajı, Ferrari ve Ford yöneticilerinin farkları, Shelby ve Miles’ın nasıl düzene kurban edildiğini de yarış sırasında seyrediyorsunuz.

Enzo Ferrari çok karikatürize edilmiş olmakla beraber oyunculuklar keyiflli. Bale Oscar’a aday olur diye düşünüyorum. Müzikleri de çok sevdim. Gerçek hikâye biraz değiştirilmiş olsa da kurgu tadında. Yönetmen de iyi iş çıkarmış.

Sözün özü ‘Asfaltın Kralları’ sadece bir araba yarışı filmi değil. Hem çok eğlenecek hem de çok fazla sorgulama yapacaksınız. Öyleyse vizyondan kalkmadan hadi sinema salonlarına…

Keyifli Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here