Müthiş oyuncu kadrosu ve yönetmen koltuğundaki isim sebebiyle aylardır bekliyordum ben bu filmi. Tarantino, “Kült filmim Ucuz Roman’a en yakın filmim olacak” diyerek beklenti çıtamı iyice yukarıya çekmişti. Vizyona girdiği gün de maaile kendimizi en sevdiğimiz sinema salonuna attık.

Tarantino’nun gevezeliklerini hep sevmişimdir. Belki de bu sebeple 2 saat 40 dakika boyunca hiç sıkılmadığım bir film seyrettim. Oldukça gülüp eğlendim, arada gerildim. Her an acayip bir şeyler olacak diye bekledim, olmadı. Nihayetinde sanki sonu olmayan iki film seyretmiştim. Salondan Tarantino’ya biraz kırgın ayrıldım. Zaten ben ne zaman böyle büyük beklentilere girsem hep hayal kırıklığı yaşarım. Shakespeare bile demiş bin yıl önce “Beklenti yaralar” diye ama şimdi mevzumuz bu değil.

Mevzu “Bir Zamanlar Hollywood’da” da eski Tarantino filmlerindeki aşırılıkların olmaması: Yoğun şiddet, argo, umarsız ve uç karakterler, mermiye kafa atan adamlar, haklı intikamlar, saçma eylemler ve İncil’den mattalar. Yani zaman geçmiş ve Tarantino da yaşlanmış. Bu filmle de artık kader çizgisini değiştirmek istemekte, gençlik yıllarına öykünmekte. Demek istediğim, Tarantino bu filmi ne sanat için ne halk için, kendisi için yapmış efendim. Zamanında “Ah keşke böyle olsaydı” dediği şeyleri toplamış ve tüm imkanlarını kullanarak film haline getirmiş. Dertsiz Tarantino’nun dertsiz filmi gibi görünse de öyle değil aslında.

Hollywood’un Altın Çağına Nostaljik Bakış

“Bir Zamanlar Hollywood’da” da 2 film var. Filmin üçte ikisinde Tarantino bize 1969’un Hollywood nostaljisini yaşatıyor. TV dizilerinde kötü kovboy rollerinde oynayan Rick Dalton (Leonardo di Caprio) ile onun dublörü Cliff Booth’u (Brad Pitt)’i tanıtıyor. Bu arada Hollywood’daki süper kahramanların başarı ve başarısızlıklarını TV yıldızı Rick üzerinden anlatıyor. Bir de Rick’i spaghetti western filmlerinde oynatmaya çalışan ajans sahibi Marvin Schwarz (Al Pacino) var.

Once Upon A Time in… Hollywood

Filmin kalan bölümünde ise Rick’in komşusu Roman Polanski (Rafal Zawierucha) – Sharon Tate (Margot Robbie) çiftini görüyoruz. Burada da Tarantino hikayesine dönemin en çok konuşulan Charles Manson Tarikatı cinayetlerini ve Sharon Tate dramını konu etmiş.

Tarantino titiz bir matematikle örmüş senaryoyu. Finale gelene kadar günlük hayat akışıyla hipnotize ediyor seyirciyi. Sharon Tate karakterindeki işlevsizlik durumu filmin hem zayıf hem güçlü yanı ve garip bir şekilde filmi bir zemine oturtmuş: Her şeyin mümkün olabildiği, masumiyetin yitirilmediği o güzel zamanlar! Özünde tamamen klişe karşıtı yapılmış bir film “Bir Zamanlar Hollywood’da”.

Çekimler müthiş. Tüm detaylardan bahsetmek mümkün değil ama Rick’in oynadığı western dizileri birebir 1950 döneminin estetiği ile çekilip karşımıza getirilmiş. Tarantino’nun çektiği eski filmleri film içindeki eski filmlerden ayırmak mümkün değil. 1969 Hollywood’unun caddeleri, film afişleri, stüdyoları, kostümler, aksesuarlar, arabalar, ışıklı tabelalar… Kadrajın her yanını dikkatle seyrediyor, izlemeye doyamıyorsunuz. Bütün bunların yanında sadece DiCaprio ve Brad Pitt ikilisinin görkemli performansı için bile izlenir bu film. “Bir Zamanlar Hollywood’da” ayrıca son zamanların en iyi müziklere sahip filmi olmuş.

once upon a time in hollywood yorumlar ile ilgili görsel sonucu

Son tahlilde Tarantino, kariyerindeki bu dokuzuncu filmiyle Hollywood’un en popüler, şaşırtıcı ve kışkırtıcı yönetmenlerinden biri olduğunu kanıtlamış. Hikayeden net bir son beklemeyin, Tarantino yönetmenlik yapmanın tadını çıkarmış ve güzel film olmuş. Ben tekrar gideceğim.

Eğer daha önceden bilginiz yoksa filme gitmeden Manson Tarikatı hakkında bilgi edinmenizde fayda var. Keyifli Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here