Queen ergenlik ve gençlik dönemlerimin en sevdiğim müzik gruplarından biri. Grubun solisti Freddie Mercury ise gerçek bir efsane. Bu sebeple bu sonbaharın en merakla beklediğim filmi idi “Bohemian Rhapsody” fakat yoğunluklarımdan dolayı bir hafta rötarla seyredebildim.

Queen grubunun kuruluşunu, ilk konserlerini, albümlerini Freddie Mercury’nin gözünden anlatarak başlayan film çok hızlı ilerliyor. Bu arada Freddie Mercury’in sahneye çıktığı ilk andan itibaren grubu alıp götürmesini, müthiş özgüvenini ve aldığı riskli kararları çok keyifle seyrediyoruz. Tanzanya’dan İngiltere’ye göç etmiş Faruk’un bir stara evirildiği gerçek hayat hikayesinin yanında, filme adını veren Bohemian Rhapsody ‘nin kayıt sahneleri çok eğlenceli. Ama esas duygu patlaması Wembley’deki “Live Aid” yardım konserini dinlerken yaşanıyor. Sanki orada o binlerce kişi ile “We are the champions” şarkısını birlikte söylüyoruz. Her şey var bu filmde; müzik, gerçeklik, felsefe, komedi, dram! Ayrıca sıra dışı bir sanatçının kalabalıklar içindeki yalnızlığı ve yaratıcılığın bir sanatçı için nasıl taşınamaz bir yük haline gelişini de izliyoruz. Gazetecilerin Freddie’yi cinsel tercihi açısından sıkıştırdığı sahne düşündürücü.  Adam biseksüel ya da gay, kime ne, sen şarkını dinle ama dünyanın en medeni ülkelerinden İngiltere’de bile durum bu işte. Filme sadece ünlü şarkıları dinlemek için değil, bütün bunları izlemek için de gitmek gerek.

Freddie Mercury’i ona çok benzeyen Rami Malek oynuyor ve muhteşem performans çıkarıyor. Biraz da kilo alsaydı çok daha iyi olacaktı. Grubun diğer elemanlarını canlandıran oyuncuların da hakkını vermek gerek. Tiplemeler ve oyunculuklara kocaman bir alkış! Dönem renkleri, kıyafetleri çok doğru kullanılmış. Müziklere ne yazayım, hepsi nesilleri birleştirmiş, ağızlara marş olmuş şarkılar. Bohemian Rhapsody için seyir zevki yüksek bir müzikal biyografi diyebiliriz. Film, Freddie Mercury’i ve eksenindeki Queen’i ne ilahlaştırıyor ne de seyirciye zorlama bir duygusallık sunuyor. Hiçbir şey aşırıya kaçılmadan olabildiğince yalın sunuluyor seyirciye. Film gerçek hayat hikayesi içinde bize “yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişmeyeceksin” diyor. Bir de başarının cesaret işi olduğunu vurguluyor defalarca.

Ayrıca bana 80 li yılların nostaljisini çok güzel hissettirdi. Eski bir dostla uzun uzadıya sohbet etmek gibiydi. Lady Diana’yı görmek bile iyi geldi. Ne kadar şanslı bir nesildik diye düşündüm. Freddie Mercury, Micheal Jackson, George Micheal, Elton John, Madonna ya da Pink Floyd gibi şarkıcılar bir daha gelmedi. Şimdikileri 15 sene sonra kimse hatırlamaz ama benim 16 yaşındaki kızım Queen’in şarkılarını ezbere söylüyor.

Sözün özü 10 numara film. Uzun zamandır bu kadar sürükleyici bir film seyretmemiştim. İnanılmaz keyif almış bir şekilde “Show must go on”u bağıra bağıra söyleyerek çıktım salondan. Kelimeler kifayetsiz, sabaha kadar sürse sıkılmadan seyrederdim. 270 derece perdeli ScreenX teknolojisi ile seyretmek de ayrıca keyfime keyif kattı. Kesinlikle internete düşmesini beklemeyin. Bu film, mutlaka ama mutlaka sinemada seyredilmeli, ben tekrar gideceğim. İyi Seyirler…

freddie mercury ile ilgili görsel sonucu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here