Bir lansman için günübirlik gitmiştim Budapeşte ye. Kısmete bak ki, lansman öngörülenden erken bitti ve uçağıma tam 5 saat vardı. Mavi Tuna’da bir tekne turu yapabilirim diye düşündüm fakat tekneye ayağımdaki ayakkabılarla çıkıp inmenin riskli olduğuna karar verip, çekçek bavulumla uzun bir süre şehirde yürüdüm.

Budapeşte’nin Avrupa’nın en romantik şehri olduğunu söylemişlerdi. Benim gördüklerimin içinde en romantiği değil ama evet etraf buram buram romantizm kokuyor. Sis pus bile farklı bir güzellik katıyor kente. Ben şehirlerin ruhu olduğuna inanırım ve ruhu olmayan şehirleri de hiç sevmem. Yani, bazı kentler aynı insanlar gibi açıklayamacağınız bir şekilde sizi kendine çeker. Budapeşte’nin de sözlerle anlatılamayacak bir çekiciliği, farklı bir huzuru var. Sanki çektiği acıların izlerini taşıyor. Taş binalar ve tarihi kalıntıların içinde yürürken kendinizi film setindeymiş gibi hissediyorsunuz. Ve bu şehrin rengi kesinlikle turuncu. Belki ben orada bir gün batımını yaşadığımdan, Budapeşte deyince aklıma gelen ilk kare turuncu bir gün batımı oluyor.

Adsız

O topuklarla nasıl o kadar çok yürüdüğüme hala inanamıyorum. Şehri biraz daha gezme hevesime ayaklarımın acısı baskın çıktı ve kendimi nehrin kenarında bir restorana atmak zorunda kaldım: Szegedi Halászcsárda. Hemen o harika köprü manzarasını rahat seyredebileceğim bir masaya oturdum. Macaristan’a gelmişken Gulaş çorbası yemeden gidilmez deyip çorbamı söyledim, ve fırın patatesimi. Çorba bizim etli patates yemeği kıvamında, pek sulu değil ama inanılmaz lezzetli. Patates de o kadar güzeldi ki, ikinci tabağı da tükettim.

Adsız

Tzimbalom diye Macarlara özgü bir müzik aleti ve kemanla müzik yapan bir grup vardı mekanda. Bir ara kemancı yanıma geldi. İstanbul’dan geldiğimi öğrenince hemen “Üsküdar’a gideriken”i söylemeye başladı. Tam 3 kere beraber söyledik şarkıyı. Büyülü Peşte’de İstanbul şarkıları ve harika ambiyansa sahip bir mekan… Uçak saatim yaklaşmıştı ama hiç kalkasım yoktu. Artık gitmem gerektiğini söylediğimde bu sefer grupça “Sana nerden gönül verdim?”i söylemeye başladılar. Hiç istemeye istemeye gittim havalimanına. Ömrümün en keyifli saatlerinden bir kaçını geçirmiştim. Hayallere dala dala, bir dahaki Budapeşte seyahatini planlayarak döndüm İstanbul’a. Teşekkürler Szegedi Halászcsárda, Teşekkürler Macar Kemancı.

Not: Mavi Tuna yalnızca aşık olanların gözlerine mavi görünürmüş. Defalarca baktım, her seferinde kahverengi yeşil arası bir nehir gördüm.  “Ey Budapeşte, benim aşkımı niye ciddiye almadın?”

Adsız

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here