“İnsan soyu yeryüzünden silinse de, Çiçero’nun ünü kalacaktır” demiştir Vellius. Filmimizin baş karakteri İlyas Bazna’nın kod adı da neden Çiçero olmuş bunu filmde izleyip göreceksiniz. Kendisinin düşünür / devlet adamı Çiçero kadar meşhur olmasını da beklemiyoruz bununla beraber II. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirmiş bir adamı bugüne kadar hiç tanımamış olmamız da büyük kayıp.

Marcus Tullius Cicero ile ilgili görsel sonucu

Arnavut asıllı bir Türk olan, yüzyılın casusu olarak anılan İlyas Bazna’nın biyografisine internetten şöyle bir göz attığınızda bile oldukça etkileyici fakat filmimizin senaryosu bu adamın hayat hikayesinin yanında çok sönük kalmış. Çünkü bu müthiş portre, Yeşilçam usulü abartılı bir duygu fırtınasına kurban edilmiş . Seyircinin melodram tutkusuyla kaliteli dram arasındaki denge kurulamamış. Konu içine konu, dram içine ekstra dram katmaya çalışılınca da esas motivasyonundan uzaklaşmış hikaye.

İlgili resim

Cast olarak ana karakterler yerine oturmuş. Bununla beraber 1943 yılında 59 yaşında olması gereken rahmetli İsmet İnönü’yü tahmini 80 yaşlarında bir aktöre oynatmışlar. Ayrıca iri kıyım Hitler de hiç olmamış. Filmde beni rahatsız eden diğer bir konu da dublaj. Özellikle İngilizce konuşulan sahnelerde bu çok göze batıyor. Madem beceremeyeceksin tüm sahneleri Türkçe konuş gitsin. Bazna’nın arya söylediği sahnelerde ise playback’in bu kadar belli olması filmin kalitesini çok düşürüyor. Bir de biz James Bond seyrederek büyümüş bir nesil olarak casusluk filmi seyredince aksiyon da bekliyoruz tabii. Ama tek aksiyon sahnesi olan o araba takip sahnesini x4 ile hızlandırmışlar, olmamış ki ne olmamış. O sahneden sonra filmde aksiyon aramayı bırakıp siyasal gerilim aramaya karar verdim ama maalesef o da yok.

Neyse efendim bu teknik hataları bir kenara bırakıp filmin artı taraflarını da yazmak gerek. “Çiçero” bu koşullar altında bile akıcı bir film olmuş ve kendini seyrettiriyor. Oyunculukları genel olarak beğendim, özellikle Erdal Beşikçioğlu’nu. Mekanlar ve kostümler de dönemi iyi yansıtıyor. Müzikler bazı sahnelerde abartılı olsa da genel olarak etkileyici. Son sahnede ise gözlerim doldu, zaten ben O’nu her gördüğümde ya da adını duyduğumda gözlerim dolar, bunun film ile hiç ilgisi yok.

çiçero film ile ilgili görsel sonucu

Son tahlilde “Çiçero”; bu hikaye ile Oscarlık bir film olabilecekken teknik hatalar ve senaryo karmaşası sebepleri ile uluslararası düzeyde bir yapım olamamış maalesef. Yine de vizyonda kendini tekrar eden onlarca Türk Filmi varken bu topraklara ait bir hikayenin ele alınmış olması çok güzel olmuş. Sadece bu sebeple bile bu taşın altına elini sokan herkese teşekkür ediyorum.  Yıllar önce “Five Fingers” adı ile Amerikalılar da çekmiş İlyas Bazna’nın hikayesini. “Five Fingers”‘da paragöz bir ajan portesi çizilen Bazna’ya bu film ile itibarının verilmiş olması da çok önemli.

Çok eleştirdim ama destek vermek gerek. Bence sinemada seyredilmeye değer. İyi Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here