Gerçek hayat hikayelerinden uyarlanan filmler benim favorilerim oluyor her zaman. “Deli ve Dahi” de hem daha önce tanışmadığım farklı bir gerçek karakteri anlatması hem de lise yıllarında elimizden düşürmediğimiz Oxford sözlüğünün oluşturulma hikayesi olması ile ayrıca dikkatimi çeken bir yapım oldu ve vizyona girdiği gibi en sevdiğim sinema salonunun yolunu tuttum.

Bu gerçek hikaye 1998 yılında yayımlanmış “Crowthorne Cerrahı” isimli kitaptan. Mel Gibson kitabın film haklarını satın almış. “Deli ve Dahi” aynı zamanda iki büyük yıldızın, Mel Gibson ve Sean Penn’in birlikte oynadıkları ilk yapım. Mel Gibson, İngilizce bir sözlük hazırlamanın peşindeki James Murray karakterine hayat verirken Sean Penn de şizofren doktor Yüzbaşı William Chester Minor’ı canlandırıyor. Aslında buradaki dahi James Murray, deli ise W.C. Minor ama delilik ve dahilik arasındaki çizgi çok incedir bilirsiniz. W.C. Minor’da ez an James Murray kadar zeki. Çok zeki ve çok da vicdanlı olduğu için delirmiş aslında.

Filmin afişi ile Mel Gibson yani dâhimiz öne çıksa da filmi sürükleyen Sean Penn yani karakter W.C. Minor oluyor. Kendisi ise öyle aşk meşk depresyonu ya da tükenmişlik sendromundan hasta olmamış. Amerikan iç savaşında cerrah olarak görev yaparken İrlandalı kaçak bir askeri cezalandırmak zorunda kalıyor. Askerin yüzüne deserter yani İngilizce kaçak manasına gelen D harfini dağlıyor. Bu da; sadece hayat kurtaracağını zanneden doktora çok ağır geliyor ve akıl hastanesinde sonlanacak yolculuğunu başlatıyor. Akıl hastanesine yatmasını sağlayan asıl şey ise kriz anlarından birinden 6 çocuklu zavallı bir adamı öldürmesi. 

19. yy’da geçen hikayemizde deli ve dahi ayrı ayrı yaşayıp giderken yolları kesişiyor. Dahi deliye muhtaç kalıyor. Zaten Dr. Minor da bir dahi ve zeka hapsedilemez! Süreçte Dr. Minor meşhur Oxford sözlüğüne önce 10.000 sözcük ile nihayetinde ise 100.000 sözcük ile destek oluyor.

İlgili resim

Farhad Safinia’nın yönettiği filmin atmosfer canlandırması da müthiş. Hastanenin ortamı, dönemin Londra sokakları ve üniversite sahneleri o kadar güzel ki bir dram filmi olmasına rağmen soluksuz izleyebiliyorsunuz, bir saniye bile filmden kopmuyorsunuz. Dönemin psikiyatri tedavi yöntemlerinin de sorgulandığı filmin aşk meşk ile ilgisi yok ama sevgiyle var. Sevginin rolü, önemi de dantel gibi ilmek ilmek işleniyor. Natalie Dormer’in canlandırdığı dul kadının nefretinin sevgiye dönüşmesi filmin ilginç ayrıntılarından biri.

“Deli ve Dahi” aynı zamanda çok güzel bir arkadaşlık filmi. İster deli olsun ister dahi bir hayatın ne kadar önemli olduğunun filmi. Hikayenin paralelinde dahiliğin ne olduğu çok güzel anlatılmış. “Dahi; insani olanın, ölümle beraber yanında götüreceği şeylerin peşinde olan insandır” vurgusu güzel yapılıyor.

Bana sorarsanız da dahilik bir yazgıdır. “Yazgını yaşamakta özgürsün ey dahi (deli)!” diyorum ve filme 10 üzerinden 10 veriyorum. Mutlaka sinemada seyredin. İyi Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here