Okuduğum hikayeyi sevebilmem için beni sarsması gerekiyor. Öyle bir sarsması gerekiyor ki nerede olduğumu unutayım, tamamen içine dalayım. Dorian Gray’in Portresi tam da böyle bir hikaye. O kadar çok satırın altını çizdim ki, yapraklar yıprandı. Aforizmalar beni uçurumun kıyılarında gezdirdi, sonra da soğuk denize attı. Betimlemeler de o kadar farklı ve estetikti ki kitabı okuduğum o üç gün sanki 19.yy Londra’sında feminen bir modacının gardırobunda gezindim. Hikaye tamamlanınca da o gardıroptan çıktım, gözümü kamaştıran güneş ışınları yüzünden nereye bakacağımı şaşırdım ve Dorian Gray’in Portresi, Ressam Basil’in yaptığı portre mi yoksa Lord Henry’nin Dorian’a verdiği kitap mı kararsız kaldım.

Önce kitap hakkında kısaca bilgi vereyim. Dorian Gray’in Portresi; şiirleri, kısa öyküleri ve oyunları ile edebiyat tarihine damga vurmuş Oscar Wilde’ın tek romanı. Tek roman yazarak 50 romanlık etki bırakması da onun ne müthiş bir yazar olduğunu ortaya koyuyor. Biz şairi, rahmetli Tuncel Kurtiz’in okuduğu “Herkes Öldürür Sevdiğini” şiiri ile tanıyoruz. Romanımız ise 3 temel karakter üzerinde dönüyor. Benim favori karakterim, keskin ve kıvrak zekası ile Dorian Gray’e akıl hocalığı yapan Lord Henry. Diğer önemli karakter yaptığı portre ile sanatının zirvesine çıkan ve Dorian’a müthiş bir ilgi besleyen Ressam Basil. Ve kahramanımız ise güzelliği ve gençliğiyle herkesi büyüleyen Dorian Gray. Oscar Wilde da romanının üç ana karakteri için şöyle demiştir: “Basil Halward, ben olduğumu sandığım kişidir; Lord Henry dünyanın ben sandığı kişidir; Dorian ise benim olmak istediğim kişidir, belki başka bir çağda…”

Yazar “Bir ruhun hikayesi” olarak tanımladığı kitabında, bir gencin egosuna yenik düşüp ahlak savaşını kaybetmesini anlatıyor. Her insanın içinde bir kötülük olduğunu ve şartlar tetiklediğinde bu kötülüğün nasıl ortaya çıktığını görüyoruz hikayede. Egomuzun bize yaptırdıklarını görüyoruz. Hırslarımızın ve bencilliğimizin güzel olan ne varsa yok etmemize sebep olabildiğini görüyoruz. Nihayetinde ise Dorian gibi ruhunu hırsları uğruna şeytana satanların nasıl dönülemeyecek bir yola girdiğini anlıyoruz.

Hikaye hakkında daha fazla yazıp da spoiler vermeyeyim. Dorian Gray’in Portresi, okuduğum en etkileyici romanlar arasında şu an 3. sırada. Her türlü övgüyü hak ediyor. Temposu hiç düşmüyor. Yazar fazla ironi kullanmadan okura istediğini düz olarak veriyor. Sadece Lord Henry’nin aforizmaları için bile okunabilir bu kitap. Lord Henry’nin sözleri sizi sadece etkilemiyor, alt üst edip bırakıyor. Adama kızarken her sözün sonunda hak veriyor olmanız da şaşırtıyor aslında. Ayrıca kitabı okurken Oscar Wilde’ın ruhunu tüm çıplaklığı ile görüyorsunuz. Sanat, din, ego, vicdan, aşk, cinsellik ile ilgili tüm düşüncelerini kitaba aktarmış çünkü.

Bu kitap mutlaka okunmalı ve okutulmalı. Ve okurken tarafsız olunmalı. Kendimizi sorgulama açısından çok değerli ve önemli bir eser olduğunu düşünüyorum çünkü insana tam anlamı ile ayna olan bir roman. Bunu Oscar Wilde’ın şu sözünden de çıkarabiliriz: “Herkes Dorian Gray’de kendi günahını görecek.”

Mümkünse orijinal dilinde okuyun, daha etkileyici olacaktır.

“Herkes öldürür sevdiğini” diyerek başlamıştım yazıya, o meşhur şiirle de tamamlamak isterim.

Oysa herkes öldürür sevdiğini
Kulak verin bu dediklerime,

Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle
Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimi yaşlı iken
Şehvetli ellerle boğar kimi
Kimi altından ellerle
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
Kimi yeterince sevmez
Kimi fazla sever
Kimi satar kimi de satın alır
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan
Çünkü herkes öldürür sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here