Hayat; bazen bizim için yazılmış bir senaryonun başrolünü oynamak bazen de kendi senaryomuzu yazmak. Yani aslında hepimiz film gibi hayatlar yaşıyoruz ama beyazperdeye aktarmıyoruz, aktarılmışları seyretmekle yetiniyoruz. Benim de en sevdiğim filmler bunlar, gerçek hayat hikayelerinden uyarlananlar. Bu sebeple sinemaya uyarlanmış “Film Gibi Hayatlar”dan sevdiklerimi sizler için derledim efendim. Keyifli okumalar:

SCHINDLER’IN LİSTESİ – SCHINDLER’S LIST (1993): Sıradan bir Alman vatandaşıyken, kalkışmış olduğu işlerle Yahudilerin kahramanı haline gelen Nazi partisine üye, çapkın ve savaş yanlısı, esrarengiz Oskar Schindler’in hikayesi. Schindler, insanlık tarihin kara dönemlerinden birinde yaptıklarıyla fark yaratan bir adam. Film, dikkatli izlenirse sadece Nazi Almanya’sının değil Yahudilerin de çirkin yüzlerini vurgular. Acıyı, dramı iliklere kadar hissettirir. İşçilerin hediye olarak tasarladığı yüzük de olayın son noktası. Spielberg’in en iyilerinden. Seyretmediyseniz çok şey kaçırmışsınız.

TITANIC (1997): Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’in başrolünde olduğu kurgusal bir aşk hikayesini barındıran sevimli bir belgesel niteliğinde olan film. James Cameron’un eseri tıpkı adaşı Titanik gibi yıllar geçse dahi hafızalarda yer edecek türdedir. 3 saat 30 dakika bir filmle nasıl geçer diyorsanız işte en iyi aşk filmi ile karşı karşıyasanız. Dünya sinemasında kesinlikle ayrı bir yere sahiptir. Leonardo Di Caprio’nun kesinlikle en iyi erkek oyuncuyu alması gerekirdi. Bir Oscar’ı eksiktir.

AKIL OYUNLARI – A BEAUTIFUL MIND (2001): “Yalnız yaşayabilmek için hem tanrı, hem hayvan, hem de filozof olmak gerekir” diyen Nietzche’yi haklı çıkaran filmdir. John Forbes Nash’in gerçek hayat hikayesinden yapılmış hikayede Russell Crowe ikinci el bilgilerle yetinmeyen bir dehayı canlandır. Evreni yöneten yasalar ve matematik söz konusu olduğunda, önce var olanı seyreder, sonra gidip kendi teorisini kurar. Zeka ile delilik arasındaki ince çizgide delilik tarafına sürüklenir. Uzun süre şizofreni ile mücadele eden matematikçi yıllar sonra adeta yeniden doğarak Nobel ödülünü alır. Mutlaka seyredilmesi gerekenlerden.

SIKIYSA YAKALA – CATCH ME IF YOU CAN (2002): Sadece 19 yaşındaki bir gencin, Rank Abagnale Jr.’ın çeşitli kılıklara bürünerek yaptığı dolandırıcılıkların hikayesi. Müthiş sevimli ve keyifli bir film. DiCaprio 60’lara ve Abagnale rolüne çok yakışmış. Spielberg gibi usta bir yönetmenin elinde şekillenen yapım; Leonardo DiCaprio, Tom Hanks, Amy Adams, Martin Sheen gibi oyuculardan oluşan kadrosuyla fark yaratmıştır.

HALK DÜŞMANLARI – PUBLIC ENEMIES (2009): Son on yılın en sevdiğim filmi. Filmde kısacık hayatının son yıllarının anlatıldığı John Dillinger, 1930 Amerikası’nın en çok aranan kanun kaçağıdır ve 31 yaşına geldiğinde FBI tarafından 1 numaralı “Halk Düşmanı” ilan edilir. Dillinger; bankaları hedef alması, sempatikliği, halka olan yakınlığı, yardımseverliği, bonkörlüğü ve şiddetten kaçınması sebebi ile o dönemin Robin Hood’u olur ve halk tarafından kahraman ilan edilir. Devlet tarafından bu kadar tehlikeli görülmesi ve halk düşmanı ilan edilmesinin sebebi, gelecek yıllarda olası bir adaylıkta devletin başına gelebileceği korkusudur. Johnny Depp’in en sevdiğim filmi. Eğer seyretmediyseniz mutlaka ve hatta bir kaç kere seyredin.

public enemies ile ilgili görsel sonucu

KARA DÜZEN – BLACK MASS (2015): Yine bir Johnny Depp filmi. Bu hikayeyi her Türk genci biliyor aslında. Bizim Cüneyt Arkın’lı, Kadir İnanır’lı eski Yeşilçam filmlerinde aynı konu defalarca işlendi. Gangster abi, hukuka saygılı kardeş ve kanun adamı çocukluk arkadaşı. Film, Boston bölgesinin en azılı suçlularından biri olan ve aynı zamanda eyalet senatörünün erkek kardeşi olan James Whitey Bulger’ın zamanla nasıl çok güçlü bir mafya babasına dönüşmesini anlatır. Mafya filmi sevenler için iyi bir tercih olacaktır. Filmin yönetmeni Scott Cooper.

SPOTLIGHT (2015): “Best Picture” Oscar’ını almış bir film. Katolik kilisesinde yaşanan taciz olaylarını aydınlatmaya çalışan Boston Globe gazetesinin araştırma ekibi olan Spotlight’ın müthiş gazetecilik başarısının hikayesi. Bence filmin en büyük başarısı bu kadar ajitasyona müsait bir konuyu son derece sade ve izleyiciyi yormadan anlatması. Duygusal müziklerden ve zorlama repliklerden kaçınılmış. Tüm film platformlarında mevcut. Mutlaka seyredin.

GİZLİ SAYILAR – HIDDEN FIGURES (2016): “Film gibi hayatlar”ın en iyilerinden. La La Land’in gölgesinde kaldığı için Oscar’ı alamadı diye düşünüyorum. Uzay yarışında adlarını tarihe yazdıran üç Afro-Amerikalı kadının hikayesi. Muhteşem oyunculukları, sürükleyici senaryosu ve enfes müzikleri ile ağızda tat bırakan bir film. 1960’ların Amerika’sına ait gerçek görüntüleri ve gerçek hikaye değiştirilmeden uyarlanan senaryosu ile tarihe ışık tutan, izlerken mutlu olacağınız, bir çok sebepten dolayı da bir başarı hikayesinin çok ötesinde, ilham verici bir yapım. Filmi mutlaka çocuklarınızla beraber seyredin.

MUHTEŞEM ŞOVMEN – THE GREATEST SHOWMAN (2017): Kapitalizmin manifestosu olan film. Bir terzinin oğlu olarak dünyaya gelen P.T. Barnum’un hayat hikayesi. Klasikle modernin kesişimi bir film. Danslar, kareografi, müzik ve dekor masalsı bir tat bırakıyor zihninizde. Hugh Jackman ve Zac Efron’un müthiş oyunculukları da cabası. Soundtrackini hala arabamda dinliyorum.

muhteşem şovmen ile ilgili görsel sonucu

BARRY SEAL, KAÇAKÇI – AMERICAN MADE (2017): Adı önce Mena, sonra Barry Seal, en son American Made olan biyografik bir kara komedi. Bir pilotun hayal ötesi bir hayatın akışına kendisini kaptırması ve sonrasında da ayakta kalma mücadelesi. Barry Seal, hem Doug Liman’ın hem de Tom Cruise’un son yıllardaki en iyi filmi. Orta Amerika, İspanyolca, Seksenler ve Rock N Roll… hepsi bu filmde. Narcos sevenler özellikle kaçırmasın.

BOHEMIAN RHAPSODY (2018): “Film gibi hayatlar”ı geçen senenin bence en iyi filmi ile kapatmak istiyorum. Queen grubunun kuruluşunu, ilk konserlerini, albümlerini Freddie Mercury’nin gözünden anlatan film, Akademi’de en iyi film ödülünü alamadı ama Rami Malek hak ettiği en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı. 10 numara film. Sinemada seyretmediyseniz artık film platformlarında mevcut, vakit kaybetmeden açıp seyredin.

Hafta sonu sinemaya gidemeyecekler için naçizane İREMCE tavsiyelerimdir. Keyifli Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here