Dün akşam TV de bir ses yarışması izlerken yarışmacının sesi bana Frank Sinatra’yı hatırlattı. Ve yine yolculuk başladı benim eflatun yapraklara… Sinatra ile tanışmam ortaokul yıllarına rastladı. Sınıf arkadaşlarım Micheal Jackson, Madonna dinlerken ben walkmanimde Sinatra, Elvis ve ABBA dinliyordum. Özellikle My Way i dinlemekten inanılmaz keyif alıyordum. Henüz 11-12 yaşlarında bir çocuğun, hayatının sonlarına yaklaşmış bir adamın itiraflarına bayılması oldukça tuhaf ya, o zamanlarda da vardı bende bir gariplik.
 
Sinatra’nın bendeki yeri oldukça özel.  
Bir hırsız çetesinin lideriğinden ölümsüz bir üne kavuştu. Alışılmamış bir tarzı vardı. Bariton sesini bir enstrüman gibi kullanan başka bir şarkıcı gelmedi. Sanatını sürekli geliştiren bir şarkıcıydı. Ciğerlerini geliştirmek için yüzmeye ve koşmaya başladı. Notanın ortasında, sesini kesintiye uğratmadan nefes almayı öğrendi. Nefes alıp vermeyi dramatik etki yaratmak için kullanan ilk şarkıcı oldu. Guinnes rekorlar kitabına da girdi. 1980 yılında, 65 yaşındayken Rio’da yağmurlu bir günde verdiği konsere 175.000 kişi gelince, tek bir sanatçıya bu kadar çok izleyicinin gelmesi ile rekor kırdı. Bütün gün yağan yağmurun Frankie’nin sesi ile birdenbire dinmesi ise hala anlatılır. 
 
Aynı anda duygusal şarkıların, kavgaların, olayların ve dostlukların kahramanı oldu. Hep kendi yolundan gitti, kendi bildiğini yaptı. Öldüğünde mavi takım elbisesi, bir paket Camel sigara ve en sevdiği içki olan Jack Daniels viski ile gömüldü.
 
Yıllar geçtikçe ve Sinatra’nın hayatını anladıkça My Way bende daha fazla anlamlanmaya başladı. Her duyduğumda ya da dinlediğimde hissettiğim mutluluk inanılmaz. Zira tam İremce bir bakış açısı var bu şarkıda. Kendi bildiğini yapmak, kendi doğrularının peşinden gitmek ve değerlerden kesinlikle ödün vermemek.  Sinatra ise gerçek bir “Sürekli Gelişim” kahramanı.
 
Ve ben Bloğuma isim veren şarkı ve ona hayat veren bu muhteşem adam hakkında bugüne kadar niye yazmamışım???
 

I’ve loved, I’ve laughed and cried. /Sevdim, güldüm ve ağladım.
I’ve had my fill; my share of losing. / Ağzına kadar doldurdum, kaybetme hakkımı.
And now, as tears subside, / Ve şimdi, yaşlar dökülünce,
I find it all so amusing. / Hepsini öyle komik buluyorum ki.

To think I did all that; / Hepsini yaptığımı düşününce;
And may I say – not in a shy way, / Söylebilir miyim, utanmadan,
“No, oh no not me, / “Hayır, ben değil,
I did it MY WAY”. / Ben kendi yolumla yaptım”.

For what is a man, what has he got? / Bir kişi, neye sahip olduğu kadarsa?
If not himself, then he has naught. / Kendisi değilse, hiçbir şeydir.
To say the things he truly feels; / Hissettiklerini gerçekten söylemek için;
And not the words of one who kneels. / Biat ettiği kişinin sözlerini değil.
The record shows I took the blows – / Kayıtlar gösteriyor ki evet ben yapmışım
And did it MY WAY! / Her şeyi kendi yolumla yaptım!

Tüm Misafirlerime Kocaman bir Merhaba!, Kim ki bu İremce derseniz, öğrenmeyi, okumayı, gezmeyi, üretmeyi ve şehir hayatını yaşamayı seven bir anneyim. İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. 18 sene kurumsal hayatta yöneticilikten sonra İnovatif Danışmanlık ve Eğitimler üzerine kurduğum şirketimin yöneticiliğini yapıyorum. Ve de yazıyorum... Okudukça, gezdikçe, öğrendikçe ve hissettikçe yazmaya devam edeceğim. Takipte kalın..! İremce'nin müdavimi olacaksınız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here