Bu sabah yağmur hüznü vardı havada…Benim eflatun yapraklar yine iş başına geçti ve sabah yürüyüşünde taktım kulaklığımı, açtım en hüzünlü, en iç acıtan şarkıyı: Ne Me Quitte Pas, Ne Me Quitte Pas.

Daha ortaokul yıllarında ilk “if you go away” olarak Frank Sinatra’dan dinledim bu şarkıyı. Sonra Iglesias’dan. Fransızca Edith Piaf yorumunu keşfettiğimde ise kendimden geçtim ve nihayetinde Jacques Brel’den dinlediğimde şarkı bende tam anlamıyla mana buldu.

Neresinden bahsedeyim bilemedim şimdi. Her dinlediğimde başka bir yerine takılırım ben bu şarkının. Hızlı geçen zamandan mı, yanlış anlamaların zamanından mı, sevdiğine yağmur yağmayan ülkelerden yağmur incileri getiren adamdan mı, sevdiğini ışıkla ve altınla kaplayan adamdan mı, aşkın kral olduğu bir dünyadan mı, yanmış toprakların daha iyi ekin verdiği muhteşem nisandan mı? Her dinlediğimde başka bir parçasını hissediyorum ve biliyorum ki; bu duyguları sevdiğinin gülümsemesini uzaktan izleyen ve onun gölgesinin gölgesi olmak isteyen bir adam yaşamış.

Ruhunu öyle bir katıyor ki Brel, sigaradan pas tutmuş gırtlağından acı bir dua gibi çıkıyor sözler. Başlarda sesi cesur ve savaşmaya hazır. Sonra yavaş yavaş teslim oluyor. Sesi gittikçe kalınlaşıyor, titriyor, ağlamamak için kendini zor tutar halde. “Ben güçlüyüm ama sana ihtiyacım var, gitme!” demek için son kez sesini topluyor ve şarkıyı bitiriyor.

Şarkıdaki duyguyu, terkedilmiş bu adamın hislerini anlamak için tek kelime Fransızca bilmenize gerek yok. İngilizcesi yapıldı, Almancası yapıldı, Zeki Müren Türkçe yorumladı. Farkettim ki, her dilde aynı etkiyi yapıyor, insanın içini kıyım kıyım ediyor.

Sevgiliye dökülmüş gözyaşlarının piyano tuşlarına değdiğinde çıkardığı sestir, ne me quitte pas. Sefaletin estetiğini kanıtlayan; gurursuzluğun gurura, inceliğe ve gözyaşına dönüştüğü şarkıdır. Her dinlediğimde içine su doldurulup duvara çarpılmış balon gibi hissettiğim şarkıdır.

Aralık ayı hep hüzün verir bana, ömürden bir senenin daha geçiyor olmasından herhalde. Bu akşamın hüznüne de bu muhteşem parça eşlik etsin. Şimdi kahvenizi alın, Brel, “elinin gölgesi, gölgenin gölgesi, köpeğinin gölgesi olayım” derken gözlerinizden yaş süzülmüyorsa, içiniz erimiyorsa yeniden dinleyin. Ve eğer ağlıyorsanız, içinize dokunmuşsa yine yeniden dinleyin.

İlgili resim

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here