Yaklaşık 20 senedir iş hayatındayım. Ve 20 senedir tüm çalışan arkadaşlarımdan benzer şeyler duyuyorum: “Çok yoğunum, eve zor gidiyorum. Gidince de evde bile çalışıyorum.” ….vs…. Hal böyle olunca da bir türlü yapılamayan tatiller için uzun bayram izinleri büyük fırsat elbette. Çok uzun yıllar, çok yoğun çalışan biri olarak bunu anlayabiliyorum bununla beraber çok klişe olsa da, “Nerde O Eski Bayramlar?” demekten kendimi alamıyorum.

Ben çok küçükken bayramlar yine böyle yaza denk gelirdi. Bayramın geleceğini annemin aldığı kumaşlardan anlardım. Bana ve kardeşime bayramlık kıyafetlerimizi kendi elleriyle dikerdi. Bayram temizliğini de kendisi yapardı, komşular da gelirdi bazen yardıma. Günler sürerdi bu temizlik, o günlerde geç saatlere kadar giremezdik eve. Sonra konu komşu toplanır tatlılar yapılırdı. Yufkalar tek tek açılır, tepsi tepsi baklavalar ve cevizli burmalar hazırlanırdı bayram için. Bir de kocaman bir tencere dolusu zeytinyağlı sarma tabii. Annem de, bizim komşular da çok yoğun çalışan kadınlardı. Hemen hepsi öğretmendi, içlerinde eczacı, doktor olanı da vardı. Ama bu işleri de kendileri yaparlardı işte.

Bayram sabahı ise ayrı bir şölen. Annem kahvaltıya mutlaka lokma dökerdi. Ben lokmanın kokusuna uyanırdım zaten. Kapının zili hiç susmazdı, her misafire tatlı ikram edilir, kahve sunulurdu.

Bazı bayramlarda, çoğu zaman kurban bayramında memlekette olurduk. Anneannemin, Şavşatlının deyimiyle Esma Ana’nın evinde de aynı bayram hazırlıkları yapılırdı. Tepsi tepsi baklava, burma, bişi hazırlanır; tencere tencere sarma, dolma, taze fasülye pişirilirdi. Bayram sofrası hiç kalkmazdı ortadan, gelen giden hiç eksik olmazdı. Benim çoğu zamanım ise kuzenlerimle kurbanlık koçlara bakmakla, bahçede koşturmakla geçerdi.

O zamanlar bayram büyükanne, büyükbaba demekti benim için; ceplerime doldurdukları bayram şekerleri ve harçlıklarla. O zamanlar bayram anne demekti; sabahlara kadar uyumadan diktiği bayram kıyafetleri ve bayram sabahı döktüğü lokma ile. O zamanlar bayram baba demekti; “hadi kalkın, bayram sabahı uyunmaz” dediği sesiyle. O zamanlar bayram kavuşmaktı; uzun zamandır görmediğim akraba, dostla sarılmakla. O zamanlar bayram huzurdu, umuttu, paylaşmaktı işte! Bir de Barış Abi’ydi, ruhumda yer eden şarkılarıyla. En önemlisi ise o zamanlar bayram üretmekti. Elde dikilen bayramlıklar, paylaşılan bayram sofraları ve gizliden gizliye yapılan her türlü yardım ve dayanışma ile. Şimdi ise… bayram tüketim demek. Tam pansiyon yurtiçi, yurtdışı tatiller ve bayram öncesi çılgın gibi yapılan alışverişle.

Artık, hayat şartlarının bunu gerektirdiği bahanesinden sıyrılıp; daha fazla paylaştığımız, daha fazla ürettiğimiz bayramlara dönme vakti. Yoksa bizi biz yapan değerlerimiz tamamıyla yok olacak ve nereye ait olduğunu bilmeyen nesiller çıkacak ortaya.

Ben de bugün, Barış Abi’min şarkılarıyla güzel bir bayram sabahına başlayıp,  eski bayramları İREMCE yad etmek istedim. Sevgiyle kalın♥

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here