Bu sene çok film seyrettim bununla beraber çok az film yazdım. Aslında çoğunda eğlendim de ama hemen hepsi derinliği olmayan çerezlik, eğlencelik filmlerdi. Geçen hafta sonu ise sırf saati uygun diye girdim ‘Loving Pablo”ya ve hakkında uzun uzun yazmak isteyeceğim bir film seyrettim. Loving Pablo, yarı biyografi tadında. Pablo Escobar’ın sevgilisi Virginia Vallejo’nun “Loving Pablo, Hating Escobar” kitabından esinlenilmiş ve hikaye bu eski sevgili üzerinden anlatılmış. Bununla beraber lanse edildiği gibi bir aşk filmi değil.

Escobar, zaten Narcos sayesinde ülkemizde oldukça popüler. İnsanımız da enteresan bir şekilde bu eli kanlı uyuşturucu baronuna ciddi sempati duyuyor. Öncelikle adam bizim gibi pratik düşünüyor. Uçağının menzili yetmediği için ada satın alıyor. Öyle gizli saklı falan yapmıyor uyuşturucu işini. Göstere göstere sokuyor ülkeye kilolarca kokaini. ABD’de anayolu kapatıp, yolun ortasına kokain dolu uçak indiriyor. Zaten Pablo Escobar eli kanlı bir kokain satıcısı da değil sadece. Gecekonduları yıkıp, gecekonduda oturanlara evler yapıyor. Bu insanlar için hastane, okul gibi sosyal projelere giriyor. Robin Hood görüntüsü altında, hiç bir geleceği olmayan gençleri kendi silahı yapıyor. Bir adam düşünün ki etkin olduğu dönemde uyuşturucu ticaretinin %90’ını kontrol ediyor ama ömrü boyunca tek bir sigara içmiyor ve tüm Amerika’nın onu aradığı dönemde Beyaz Saray önünde fotoğraf çektiriyor.

İlgili resimABD’nin Escobar’ı bu kadar şiddetle aramasının sebebi de uyuşturucu ticareti yapması değil aslında. O işi İtalyan Mafyası da yapıyor ama onların ticaretinde para ABD içinde kalıyor. Halbuki Escobar’ın kazandığı para Amerikan Ekonomisine girmiyor. Bu arada Escobar uyuşturucunun piyasa fiyatını da düşürüyor ve kokainin orta sınıfa yayılmasına sebep oluyor.

Hikaye gerçek olunca çok fazla ders de veriyor. Ama en önemlisi egonun insanın gözünü nasıl kör ettiği. Escobar’ın sonunu da hastalık, üzüntü, uyuşturucu falan getirmiyor, egosu getiriyor. Egosu ona üst üste hatalar yaptırıyor. Escobar edindiği devasa servet ile yetinmiyor, daha fazla saygı görmek ve meclis üyesi olmak istiyor. Bu da sonun başlangıcı oluyor.

Oyunculuklara gelirsek; Javier Bardem muhteşem oynamış, Escobar’ı adeta bir gömlek gibi giymiş. Film sadece bu oyunculuk resitali için bile seyredilir. 2. başrol de Bardem’in göbeği bence:)  O adam o film için o kadar kiloyu nasıl almış? Hadi almış, filmin galasına kadar nasıl vermiş? Takdire şayan gerçekten. Penelope Cruz’un daha iyi oyunculuklarını gördüm ve Bardem’in yanında sönük kalmış. Bununla beraber derinliği olmayan gazeteci ex-sevgili rolü için bu oyunculuk yeterli de görülebilir. Diğer tüm oyunculuklar da iyiydi. Filmde tüm Kolombiya’nın İngilizce konuşması dışında hiç bir şey rahatsız etmedi beni. Ona da 2. yarıda alışmıştım. Yönetmene de buradan alkışları gönderelim, Aranoa çok iyi iş çıkarmış. Ve Santana… Filmin diğer bir yıldızı da o bence. ‘Black Magic Woman”lı sahne beni benden aldı.

Özetle Loving Pablo, oyuncuları ve yarattığı etkisiyle kaçırılmaması gereken bir yapım. Özünde diyor ki: “Bir ülkede, bir yanda büyük zenginlik diğer yanda büyük yoksulluk varsa, yoksulları silah gibi kullananlar gücü eline geçirir ve bundan herkes zarar görür”.

İyi Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here