Parazit; Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü almış, Oscar’da da adından söz ettireceği kesin olan sınıfsal bir çarpışmanın gerilimi…

Zeynep; Kore Sineması, Dizileri ve Müziğinin sıkı hayranıdır. Aslında sadece hayranı değil bu konularda ciddi ve derin bilgi de sahibidir. Senelerdir bana müziklerini dinlettirir, dizilerini seyrettirmeye çalışır ama ben onu kırmadan geçiştiririm bu taleplerini. Bunun sebebi de Çin’de geçirdiğim enteresan altı aydan sonra Uzak Doğunun her türlü sanatına mesafeli yaklaşmam. Aslında özet olarak söylemek istediğim: bu yazı Zeynep’in katkıları ile yazılmıştır.

“Anne Parazit’i mutlaka seyretmelisin!” dediğinde de önce yine geçiştirmeye çalıştım ama Altın Palmiye ödülünü de duyunca Zeynep’le beraber en sevdiğimiz sinema salonunun yolunu tuttuk. İyi ki de gitmişiz. “Parazit”, üzerine sayfalarca yazılabilecek çok görkemli bir yapım. Film derinlikli ve farklı bir şekilde kapitalizmin açtığı, kapanmayan ve sonsuza kadar kapanmayacak olan sorunlara dokunduruyor ve burjuvaziye olan öfkeyi beyaz perdeye taşıyor.

Filmimizin baş kahramanları Kim Ailesi, karınlarını doyuramaz, açlar ama yiyecek değil Wi-Fi ararlar ve pizza kutuları yaparak kazandıkları ilk para ile de telefonlarının internetini açtırırlar. Her dönemin yoksulluk ölçütü farklı ama burada Kim Ailesi’nin yoksulluğundan çok dışlanmışlığı işlenmekte. İlerleyen süreçte de zaten ailenin eskiden çok güzel günler yaşadığını fakat üst üste gelen ekonomik krizler sonucu işletmelerini kapatmak zorunda kaldıklarını ve alt sınıfa düştüklerini anlarız. Yani “Parazit” kültürel olarak iyi bir sınıfta olan fakat ekonomik olarak alt sınıfa düşen bir ailenin hikayesi.

Parasite (2019): Fark Yaraları

METAFORLAR: HAMAM BÖCEKLERİ, TAŞ, KOKU

Hikâye, Kim Ailesi’nin bodrum katı evinin sokağı gören penceresinin panoramik görüntüsü ile başlar. Aile ilaçlama arabası geldiğinde de evdeki “Parazit” böceklerin ölmesi için camlarını kapatmamaktadır. “Parazit” metaforlarla dolu bir film ve bence ilk metafor bu HAMAM BÖCEKLERİ. Böcekler, Kim Ailesi eve gelince hemen uygun bir şeyin altına saklanıyorlar, tıpkı filmin ilerleyen sahnelerinde Kim Ailesi’nin zengin Park Ailesi eve geldiğinde sehpanın altına saklandığı büyüleyici sahnede olduğu gibi. Hamam böceği metaforu filmin ruhuna oldukça hâkim yani. Sığınakta yaşayan adam da Kim Ailesi için hamam böceği mesela.

Filmimizin ikinci metaforu ise TAŞ. Hikayemizin başlarında ailenin oğlu Ki-woo’nun arkadaşı üniversite mezunu “Min” isimli genç onları eve ziyarete gelir. Aslında bu serüveni başlatmaya gelmiştir elindeki taşla. Taşın bir adı yoktur. Min’in dedesi yaparmış bu taşları ve ona sahip olan aileye zenginlik getireceğine inanırmış. Taş, ailenin eline geçer geçmez gerçekten de işler yoluna girer. Oğul Ki-woo Min’in referansıyla ve sahte üniversite diplomasıyla zengin Park ailesinin kızlarına İngilizce dersi vermeye başlar. Açılan bu kapıdan ‘sanat danışmanı’ olarak kız çocuğu, şoför olarak baba ve hizmetçi olarak anne girecektir. Ama bin bir türlü dalavere, yalan, hile ve başkalarının işsiz kalması pahasına. Zengin Park Ailesinin evine yerleşen Kim Ailesi bir parazit gibi evin içinde dolanacaklarını, kolay ve zahmetsiz bir hayatı sonsuza kadar devam ettireceklerini düşünürler ama öyle olmaz. Çünkü kendilerinden önce o bünyeye yerleşmiş başka bir parazitle karşılaşırlar ve bu zengin ailenin bünyesi iki paraziti taşıyacak kadar geniş değildir.

İlgili resim

Tüm bu macera işte bu TAŞ ile başlar. Taş başlarda aileye zenginlik getirir ama filmin sonunda Ki-woo’nun kafası da bu taşla yarılır ve bu da zengin ailedeki kariyerlerinin sonudur.

Yönetmenin hayranlık verecek derecede ustaca kullandığı bir başka bir metafor ise KOKU. Zenginlerin, yoksulları kokularından tanımaları yalnızca sonradan edinilmiş bir yetenek değil filmin dilinde. Çünkü kokunun ilk ayırdına varan Park ailesinin küçük oğlu. Koku filmin en önemli teması çünkü baba Bay Kim’in işlediği cinayeti de koku tetikler. Zaten geceki su baskını sırasında her şeyini kaybetmiştir. Kızı ellerinde ölmektedir. Oğlu karşıda kafası yarılmış şekilde yatmaktadır. Tam bu sırada zengin Bay Park arabanın anahtarını ister. Amacı kendi ailesini o ortamdan uzaklaştırmaktır.  Kim anahtarı Park’a atar ama anahtar sığınakta yaşayan adamın yanına düşer. Park anahtarı almak için eğilir ve iğrendiği o kokunun en şiddetlisine şahit olur ve midesi bulanır. Sığınaktaki parazit adamın ağır kokusudur bu. Mide bulantısına şahit olan Bay Kim cinnet geçirir ve elindeki bıçağı saplayıp Bay Park’ı öldürür.

SANAT FİLMİNDEN “THRİLLER”A

Metaforlardan bahsederken hikâyeyi çok karışık anlattım farkındayım. Aslında bolca da spoiler vermiş oldum. Ortalama bir sanat filmi gibi başlayan “Parazit”, seyirciye fark ettirmeden kara komediye, finalde ise gerçek bir gerilim filmine dönüşüyor. Ülkesi Güney Kore gerçeğini ince bir mizah duygusu eşliğinde çok güzel anlatıyor yönetmen- senarist. Üstelik bunu sadece yoksullar üzerinden yapmıyor. Kore üst sınıfının içi boş kibirleri, yabancı dile, sanata karşı özenti ilgileri çok güzel anlatılmış. Film izleyiciyi alt sınıfın tarafında saf tutmaya yönlendirse de bu filmde kötü karakter yok. Sınıf anlatısının ustaca yedirildiği ve seyirciyi hipnotize edecek kadar sürükleyici, müthiş bir seyirlik var.

Yönetmeni öve öve bitiremedik zaten. Oyunculuklar da çok başarılı. Özellikle baba Kim Song Kang-Ho müthiş. Yumuşak başlı bir şoförün bir katile dönüşmesini hayranlıkla seyrettirdi bize. Ben müzikleri de beğendim. Korece başta çok kaba geldi ama film o kadar sürükleyici ki ona da hemen alıştım.

Film iki hafta önce vizyondan kalktı ve ben yazmakta çok geç kaldım diye çok üzülmüştüm. Ama yeniden vizyonda. “Parazit” aldığı ödülleri de yaptığı gişe başarısını da sonuna kadar hak ediyor. Mutlaka seyredin. Keyifli Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here