Kitap okumanın mevsimi yoktur elbette, her mevsim her yerde kitap okunması gerektiğini savunanlardanım. Bununla beraber kitapları mevsimlere göre kategorize ederim ben. Öyle kitaplar vardır ki ilkbaharda doğa yenilenirken, insanın kendini de yenilemesine vesile olur. Bazı kitaplar yazın deniz ya da havuz kenarında okumak için daha uygundur. Bazıları da sonbaharda dökülen sarı yaprakların yanına iyi gider. Tıpkı sonbahar gibi hüzün kokar onlar.

Ben de sonbaharda okuyacağım kitapları seçerken, daha önce okuduklarımı da sizler için derlemek istedim. Sonbaharda hüzünlü aşk hikayeleri iyi gidecektir diyerek öncelikle dört tane aşk hikayesi seçtim. Hepsi de kahve ya da ıhlamurunuzun yanına çok iyi gidecekler.

İki Şehrin Hikayesi – Charles Dickens

Charles Dickens’ın Fransız Devrimine farklı bir gözle baktığı bir dünya klasiğidir, 200 milyondan fazla satmıştır. Burjuvazinin vahşiliği de ezilen sınıfın değer yargılarının eline imkan geçtiğinde nasıl bozulduğu da çok güzel anlatılır hikayede. Hem nalına hem mıhına vurur yani. Aslında bence dünyanın en güzel aşk romanı ama siyasi olayların gelişimi ile bütünleşir. İşte bu yüzden klasiktir zaten. Bugüne kadar okumadıysanız hemen elinize alın, son sayfalarda nefesiniz kesilecek.

Cemile – Cengiz Aytmatov

Cemile için uzun bir öykü ya da kısa bir roman diyebiliriz. Elinize aldığınızda bir günde bitirebilirsiniz. Çok güzel bir aşk hikayesidir. Hikaye sizi bozkıra götürür, orada bırakır ve Cemile ile beraber aşk şarkıları söylemeye başlarsınız. Özünde bir erkeğin, hayran ve aşık olduğu kadının karşısında ona ve hayata meydan okumasını anlatır Aytmatov.

Doğunun Limanları – Amin Maalouf

Çok aşık, çok güzel bir adamın hikayesi Doğunun Limanları. Boşu boşuna akıl hastanesinde geçmiş bir ömrün hikayesi. Sonunda gözlerimin dolu dolu olduğu, bir vuslatla mı, yoksa ayrılıkla mı bittiğine bir türlü karar veremediğim ama hayatın ne kadar kısa olduğunu bana tekrar hatırlatan bir hikayedir. Özünde de dinleri, kimlikleri, ekonomik durumları ve dünyadaki durumları ile doğunun insanlarını anlatan gerçek bir düşsel yolculuk kitabıdır. Sonbahar melankolisini isyana dönüştürüyor. Kesinlikle okunmalı.

Dudaktan Kalbe – Reşat Nuri Güntekin

Reşat Nuri Güntekin’in kitapları içinde Çalıkuşu ve Yaprak Dökümü’nden sonra gelir benim için ama sonbahar için daha uygundur. “Dudaktan Kalbe” kavramı, çapkın olan Kenan’ın aşk acısından korunmak için aşkın dudaktan kalbe inmemesine işaret eder. Dönemin kadın erkek ilişkilerini incelemek için güzel bir kaynak. Çok da acıklıdır. Dizileri de çekildi ama dönem hikayesi olduğu için diziye uymuyor. Siz kitabını okuyun.

Efrasiyab’ın Hikayeleri – İhsan Oktay Anar

1960’ların ortalarında Anadolu’nun bir yerindeyiz. Kitapta bir ana 8 tane de yan hikaye var. Ana hikayede et ve kemiğe bürünmüş olan Ölüm, yaşını başını almış Cezar Dede’nin canını almaya gelir. Fakat bazı olayların neticesinde Ölüm ve Cezar Dede bir oyun oynamaya başlar. Ölüm, Uzun İhsan Efendi’yi (Oktay Anar okuyucularının iyi tanıdığı bir karakter) bulup da canını alana kadar birbirlerine hikayeler anlatacak ve anlattığı her hikaye için Cezar Dede 1 saat daha fazla yaşama hakkı kazanacaktır. İşte aralarındaki bu oyun sayesinde din, korku, aşk ve cennet üzerine inanılmaz absürt ve eğlenceli bir o kadar da düşündürücü 8 hikaye okuyoruz. Okuyucularının aşina olduğu üzere İhsan Oktay Anar’ın büyülü bir dili var. Kelimeleri alelade bir araya getirmekten öte adeta dans ettiriyor. Felsefe, tarih ve fantastik ögeler arasında bizi edebiyat şöleni bekliyor bizi. Kesin tavsiyedir.

Pekin’de Sonbahar – Boris Vian

Kitap ne Çin ne de Sonbahar ile ilgili aslında ama isminde sonbahar olduğu için mevsime uygun diye düşünüyorum. Boris Vian’ın 26 yaşındayken sadece 3 ayda yazdığı kitaptır. Agresif, absürt, sürükleyici ve zaman zaman okuyucunun kontrolünü kaybettiği bir anlatıma sahiptir. Kitap çok eğlencelidir ve kitabın sonunda yer alan tekrar okuma tavsiyesi çok yerindedir. Zira kitapta nasıl mevsimin sonbahar ya da mekanın Pekin olduğuna dair bir ibare yoksa kelimeler de kesinlikle yazıldığı gibi anlaşılmamalıdır. Okuyun efendim, pişman olmayacaksınız.

Satranç – Stefan Zweig

Hayatında hiç satranç oynamamış birinin dünya şampiyonuna meydan okuyuşunun hikayesi. İçinde bulundurduğu derin psikolojik tahliller nedeniyle Zweig’in diğer eserlerinden farklı bir yere konulması gerekli kitabı. Satrancın en iyi tarifi de bu kitaptadır:

“Hem çok eski hem de yepyeni, düzeneği hem mekanik hem hayal gücüne bağlı, hem sabit geometrik bir alanla sınırlı hem de bileşenleri sınırsız, hem sürekli gelişen hem de kısır, hiçbir şeye götürmeyen bir düşünme, hiçbir şeyi hesaplamayan bir matematik, yapıtları olmayan bir sanat, maddesi olmayan bir mimari, bununla birlikte varlığıyla bütün kitap ve yapıtlardan daha dayanıklı olduğu su götürmez, bütün halklara ve bütün zamanlara ait tek oyun.”

Anne Frank’ın Hatıra Defteri

Anne Frank’in İkinci Dünya Savaşı sırasında 2 yıl boyunca bir tavan arasında saklanırken tuttuğu günlük ölümünden sonra basılır ve büyük bir ticari başarı yakalar. Anne yazma sebebini şöyle açıklamıştır: “Çünkü kağıtlar insanlardan daha sabırlı”. Hatıra defterini okurken o yaştaki bir çocuğun bunları nasıl düşündüğünü düşündüğümüzde içimizi keder kaplar. Acı her yerde acıdır ve önemli olan da insanlıktır. Hem tarih, hem hüzün dolu bir kitap. Mutlaka okuyun.

Kış için de bir derleme yapmayı düşünüyorum ama şimdi kitapları yaprak bastı, bizi de hüzün. Hepimize keyifli okumalar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here