3 yaşındaymışım memleketten ayrıldığımızda. Sonra yazları gittik hep. Gölcük’ten yola çıkar, 1300km yolu yaklaşık 24 saatlik bir araba yolculuğu ile alırdık. Şavşat’a varıp da, evimizin önüne arabayı parkettiğimiz an hepimizin içini huzur kaplardı. O ev var ya o ev, benim çocukluğumun en güzel anılarının olduğu evdi. Şehrin ortasında, hastanenin karşısında ama meyve bahçesi, bostanı, kümesi ile köy hayatını da aynı anda yaşayabileceğin bir evdi o.

Evin hanımı, benim anneannem, tüm Şavşatlının deyimiyle Esma Ana o evi sıradan olmaktan çıkarmıştı. Mutfakta ne ocak sönerdi, ne kuzinenin üstündeki çay inerdi. Kahve közde pişerdi. 7 – 24 sofralar kurulur, Şavşat’a her gelen Esma Ana’ya uğrar ekmeğini yer, elini öperdi. Hele yaptığı o gül şurupları, dolma turşuları, kinzili taze fasülyeler…

savsat

Fasülye için maydanozu ben toplardım küçük bostandan. Sabah yumurtaları da ben alırdım tavukların altından. Sonra patatesleri çapalardım büyük bostandan. O patatesleri ve yumurtaları gömerdik kuzinenin içine. Bir daha bulamadım o tatları ben dünyanın en lüks restoranlarında bile. Burada patatesin, fasülyenin, vişnenin, eriğin tadı başkaydı. Balı, tereyağı ilaçtı. Hele peyniri… bir de o peyniri tereyağında eritirsen başka bir tada ihtiyacın yok zaten. Yediğim her nimet, içtiğim her yudum su ayrı bir hayat kaynağıydı.

savsat_9

Bence dünyanın en güzel evi bu ev. Dünyanın en güzel yeri de Şavşat. Şavşat’ımın o tarihlerdeki tek caddesi, adı üstünde Mecburiyet  (Cumhuriyet) Caddesi. O caddede dolaşırken herkes tanıdıktı bana. Hepsi dayım, amcam, teyzem ya da yengemdi zaten. Bu şirin kasabanın insanları anne şevkati ile kucaklar, yol yorgunluğumu unuttururulardı. Hepsi cömert, dürüst, merhametli ve aydındı. Lastik ayakkabı giyerdi kimisi ama kitap okumayanını bulamazdın.

Sonra etrafıma bakar yaşadığıma şükrederdim ve renklerle dans etmeye başlardım. Yemyeşil ormanlar, binbir renk çiçekler, uğur böcekleri, kelebeklerdi dans arkadaşlarım. Bazen de masmavi derelerde balıklarla dansederdim. Gece olunca da yıldızlar göz kırpardı, onlar katılırdı dansıma.

savsat_13

İşte böyle böyle aşık oldum ben Şavşat’a. Ama yeşili ya da mavisi için değil, yeryüzü ve gökyüzünü birleştirdiği için de değil. Beni Şavşat’a aşık eden, Sahara’dan esen rüzgar ve geceye bağlayan saatlerde Tigrat deresinin muhteşem ıslığı eşliğinde yıldızlarla yaptığım danstı. Şimdi ise sevdiğine kavuşamayan aşık gibiyim, seneler oldu gidemedim memleketime. Ama bu sene gideceğim. Yaylalara koşacağım, çimenlere basacağım. Kaynağından hiç el değmeden gelen suyu kana kana içeceğim. Çiçeklerle, kelebeklerle, ağaçlarla, yıldızlarla dans edeceğim. Modern cinnetimden bir süreliğine çıkıp, doğduğum topraklarla özlem giderip, gerçek özgürlüğü hatırlayacağım. Bekle beni Şavşat’ım!

Bir yılan misali kıvrılır çıkar
Yolları yamandır Şavşat elinin
Setleri parçalar bentleri yıkar
Selleri yamandır Şavşat elinin

Her yılın temmuzu çıkılır dağa
Hasretiz şor peynir ve tereyağa
Birinin adı KIZ diğeri BOĞA
Gölleri yamandır Şavşat elinin

Delidir horonu ağırdır barı
Güller al beyazdır negosu sarı
Kırlar çiçek çiçek vızıldar arı
Balları yamandır Şavşat elinin

Vadide boz duman bir yaz içinde
San ki denizdesin, deniz içinde
Öyle mis kokar ki geniz içinde
Gülleri yamandır Şavşat elinin

Not: Şiir için Av. Hasan Torun’a, fotoğraflar için Annem Türkan Yılmaz, Dayım Muhammed Şeyhoğlu, Cihangir Kalyoncu ve Fuat Yüksek’e teşekkür ederim.

savsat_12

4 YORUMLAR

  1. Mukemmel bir yazi olmus??Hemen kalkip gitmek istedim. Bu yaz ki Turkiye planlarima Savsat’i da ekliyorum. Bana bir de rehber bulman gerek ama?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here