2018 Akademi adaylarının açıklanmasından beri dört gözle beklediğim bir filmdi ‘Suyun Sesi’. Vizyona girdiği gibi de kendimi en sevdiğim sinema salonuna attım. Artık böyle filmlerin kapalı gişe oynuyor olması beni çok mutlu etti ama en ön sırada seyretmek zorunda kalmak filmden alacağım keyfi bir tık düşürdü.
Neyse efendim hikayemiz Soğuk Savaş döneminde gizli çalışmaların yapıldığı bir uzay araştırma merkezinde geçiyor. Baş kadın karakterimiz Elisa (Sally Hawkins) bu merkezde temizlik görevlisi olarak çalışan dilsiz bir kadın. Elisa’nın en yakın arkadaşı ise Afro-Amerikalı Zelda (Octavia Spencer). Bir gün bu merkeze uzay çalışmalarında kullanılmak üzere bir suda yaşayabilen bir yaratık getiriliyor. Yaratığın bulunduğu odaya girebilen alt düzey personeller ise sadece Elisa ve Zelda. Elisa’nın bir gün temizlik esnasında yaratık ile yakınlık kurmaya başlaması bir çok olayı tetikliyor. Yaratığın öldürüleceğini duyan Elisa onu kurtarmak için planlar yapmaya başlıyor.
the shape of water ile ilgili görsel sonucu
Karakterlerin hikayeleri de çok fazla mesaj ve filmin gidişatı hakkında ipucu veriyor. Elisa, bebekken nehir kenarında bulunmuş ve yetimhanede büyümüş bir karakter. Yaşadığı ortam, tüm eşyaları, yosun kaplamış duvarları, hatta kıyafetleri bile başlangıçtaki su altı dünyasındaki gibi yeşil. Dilsiz olduğu için topluma tam entegre olamıyor. Ne sevgilisi olmuş, ne evlenmiş. Bu sebeplerle işe giderken sürekli başını cama yaslayıp hayal kuruyor ve yaratığı gördüğü gibi onunla bağ kurmak istiyor. ‘Suyun Sesi’ karakterlerinin çoğu ötekilerden oluşuyor. Başkahramanımız bir dilsiz. Kapı komşusu ihtiyar ressam emeği sürekli sömürülen bir eşcinsel ama sevilesi bir karakter. En yakın arkadaşı hayatı boyunca ezilmiş bir Afro-Amerikalı. Aşık olduğu yeşil varlık bir çeşit canavar. Onlara yardım eden ise bir Rus casusu. Zaten Del Toro da Hollywood’da iş yapan bir Meksikalı.
İlgili resim
‘Suyun Sesi’ başarılı politik filmlerden olmuş. Filmin her karesine sinmiş koyu renklerde 60’lı yılların o soğuk savaş Amerika-Rusya çekişmesinin izlerini buluyorsunuz. Muhtemelen şu anki çekişmeler de Meksikalı yönetmenin geçmişten duyduğu rahatsızlıkları dile getirmesine neden olmuş. “Biz yaşadık, siz alet olmayın” diyor yani.
Filmin başarılı diğer bir yönü oyunculukları. Sally Hawkins rolünün altından başarıyla kalkmış. Micheal Shannon biraz karikatürize olmakla beraber rolüne çok yakışmış. Octavia Spencer öne çıkan bir rolde değil ama Altın Küre’ye aday oldu bu filmiyle.

Başarılı olduğunu düşündüğüm diğer bir konu da makyaj ve görsel efektler. Bunlardan herhangi birinin sırıtması filmi bozar ama ‘Suyun Sesi’nde buna hiç rastlamadım diyebilirim. Müzikler de takdiri hak ediyor ve bu masala çok iyi eşlik ediyorlar.

İlgili resim

Özetle; fantastik, dertli ve mesajları anlaşılan bir film olmuş. Bir sürü mesajın içinde öne çıkanı ‘Kusurlarınızı sevin, bir gün size uygun bir hayata kavuşacaksınız’ diye hissettim ben. Masalsı bir yapım, kostüm mekan inanılmaz, devri çok iyi yansıtmış. Araya soğuk savaş yıllarını eklemiş ve bir kadının yalnızlığını katmış. Oyunculuklar başarılı ama daha iyi rollerini görmüştüm. Filmdeki cinsel içerikli sahneler rahatsız edici ve bir çoğu gereksiz bana göre. Belki yönetmen onu da yalnızlığın ifadesi olarak göstermek istemiş. Yani Del Toro, Akademi’nin sevdiği tüm unsurları filmin içine doluşturmuş.

‘Suyun Sesi’nin 2018 Altın Küre’de 7 dalda adaylığı vardı; en iyi yönetmen ve en özgün film müziği ödüllerini aldı. 90. Akademi Ödülleri (Oscar) için de 13 dalda adaylığı bulunuyor. Adaylıkları anlayabiliyorum ama ödüllere boğulacak bir film de değil. Vizyona 15+ olarak girmiş, bununla beraber 18 yaş altı gençlerin seyretmesini önermiyorum.

Bakalım kaç Oscar kapacak? İzleyip tahminde bulunalım, eğlenceli oluyor. İyi Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here