2. Dünya Savaşı’na ait anlatılabilecek her şeyi beyazperdede izledim diyorsanız yanılıyorsunuz. Hemen en yakın sinema salonunun yolunu tutun ve “Tavşan Jojo” yu görün.

“Tavşan Jojo”, tüm hayalini Ari ırkının kusursuz temsilcisi ve iyi bir Alman olmak üzerine kurmuş 10 yaşındaki Johannes’ın (Roman Griffin Davies) hikayesi. Lakabını, katıldığı Nazi gençlik kampında bir tavşanın boynunu kırmak istemediği için almıştır. Babası İtalya cephesinde kaybolmuş, ablası Inge’yi ise ateşli bir hastalık sonucu kaybetmiştir. Sevgi dolu annesi Rosie (Scarlett Johansson) ve hayalinde yarattığı arkadaşı Adolf (Taika Waititi) ile onun için geleceğin üstün ırk için toz pembe olduğu hayali dünyasında yaşamaktadır. Ayrılmaz dostu Yorkie (Archie Yates) ise Adolf’ten sonra en iyi ikinci arkadaşıdır.

Annesi Rosie aslında Nazilerle tamamen karşıt görüşte olan bir özgürlük direnişçisidir fakat zamanla oğlunun bu takıntısının geçeceğini düşünerek üstüne gitmemektedir. Ayrıca oğlundan sakladığı bir sırrı vardır. Yahudi Elsa’yı (Thomasin McKenzie) evin üst katında bir bölmede saklamaktadır. Jojo tesadüfen Elsa’yı bulduğunda onu ele verip vermemek arasında ikilem yaşar. Elsa’yı ele verirse annesinin başı belaya girecek vermezse davasına ihanet etmiş olacaktır. Düşünüp taşınıp nihayetinde Yahudiler hakkında bir kitap yazmaya ve Elsa’yı ele vermemeye karar verir. Elsa, Jojo’nun görmek istediği bir Yahudi portresi oluşturdukça, Jojo tüm bu yaşananlarda bir yanlışlık olduğunu fark etmeye başlar.

Özgürlük dans etmektir!..

Hikayenin devamını yazarsam spoiler vermek zorunda kalacağım ama özetle “Tavşan Jojo”, dans etmeyi seven, özgürlük umuduyla yaşayan Rosie’ler, Nazi olmak o gün iyi olduğu için o üniformaları giyen Captain Klenzendorf’lar, o üniformaları giymek zorunda olduklarına ikna edilen Yorkie’ler ve bu zorunluluğun sonuçlarına şahit olan Jojo’ların hikayesi. Gerek sosyolojik, gerekse de psikolojik anlamda insanı düşüncelere sevk eden bir anlatımı var. Savaşın yarattığı yıkım, kara mizah öğeleriyle çok güzel harmanlanmış.

Taika Waititi yönetmen olarak da, senarist olarak da oyuncu olarak da iyi iş çıkarmış ama bence en büyük alkış yönetmenliğine. Çünkü Nazi Almanya’sının yarattığı vahşet ve akıl tutulmasının içinden bu kadar naif, keyifli ve tatlı bir iş çıkarmak gerçekten beceri isteyen bir iş ve Taiki Waititi bunu mükemmel başarmış. Diğer oyunculuklara gelirsek, çocukların devleştiği bir film. Ana karakter Jojo çok başarılı ama yakın arkadaşı olan Yorkie en az 10 Oscar’ı hak ediyor. Perdenin içine girip yanaklarını sıkasım geldi. Rosie karakteri ile Scarlett Johansson zaten en iyi yardımcı kadın oyuncu adayı. En sevdiğim karakter ise Captain Klenzendorf (Sam Rockwell) oldu. Vicdanı ile işi arasında kalmış, bu ikilemin içinde hayattan zevk almaya çalışan komutan rolü çok yakışmış kendisine. Filmin müzikleri de çok keyifli ve süresi çok dozunda.

Son tahlilde “Tavşan Jojo” bir çocuğun masumiyetini savaşın trajedisiyle sunmuş çok tatlı bir film. Hem kalbimi ısıttı hem de içim cız etti. Benim Oscar’ım Minik Tavşana efendim. Dans edin ve film seyredin. Keyifli Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here