Bu yaştan sonra yeniden üniversite öğrencisi oldum ve Gazetecilik okumaya başladım. “Ben yılların mühendisiyim, bu okulu da yata yata bitiririm” kafasındaydım ama kazın ayağı öyle çıkmadı. Dersler benim gibi analitik kafadaki bir insan için zorlayıcı. Neyse sağ olsunlar hocalarım dersleri benim için zevkli hale getirmeye çalışıyorlar. Bolca kitap ve film önerdiler. İlk önerdikleri film de “The Post” oldu. Daha önce seyretmiştim ama tekrardan bir gazeteci adayı gözüyle izlemeye çalıştım ve sizler için de yazmak istedim.

“The Post” 2017 yapımı bir Steven Spielberg filmi. JFK suikastıyla yükselen ve Nixon döneminde tavan yapan Pentagon’un dünyayı yönetme politikalarının, basın ve idealist devlet görevlileri yüzünden aldığı en büyük darbelerden birinin hikayesini bol ağdalı bir şekilde ele alıyor. ABD derin devletinin Vietnam Savaşı konusunda halkı manipüle ederek yanılttığını ortaya koyan Pentagon Belgelerinin basına sızdırılarak New York Times ve Washington Post gazetelerinde yayınlanmasının öyküsünü anlatıyor. Aslında bir taraftan Washington Post’un bugünkü Washington Post oluşunun öyküsü de var filmde.

Özünde devlet ve basının yüzyıllardır süregelen çekişmesini konu alan, basın özgürlüğü, yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve kadın erkek eşitliği üzerine güzel mesajlar veren bir film. Film, bir kadın yayımcıya o dönemde nasıl bakıldığı hakkında da fikir veriyor. Basının devletle ilişkisinin ne derece olması gerektiğini sorguluyor. Merly Streep; babasının kurduğu ve damadına devrettiği Washington Post’u, kocasının intiharının ardından devralmak zorunda kalan, dönemin tek kadın yayımcısı Kay Graham rolünde çok başarılı. Karakterinin ikilemini ve psikolojisi çok iyi vermiş. Kay Graham’ın her saniye kafasının başka bir yerde olduğunu ve basın olarak nasıl bir konumda kalması gerektiği konusundaki kararsızlığını hissedebiliyorsunuz. “Basın ne kadar ileri gitmeli? Basın ve yayın özgürlüğü ne zaman suç, ne zaman vatana ihanet haline geliyor?” Sürekli bunlar var kafasında. Diğer başrol Tom Hanks ise ilkeli bir editör olan Ben Bradlee’yi adeta bir gömlek gibi giymiş. Kay Graham’ın tereddütlerine karşı Ben Bradlee daha net: “Hükümet onlar hakkında gazetemizde yazdıklarımızı beğenmiyorlar diye bize haberlerimizin nasıl olması gerektiğini dikte edemez.” ve “Yayın hakkını korumanın tek yolu yayınlamaktır.” diyor. 

Basın nedir? Ne işe yarar? Politikacı gazeteci ilişkisi nasıl olmalı ? Film bu soruların cevabını çok güzel veriyor. Gazete yönetiminde geçen bölümler olsun, gazetelerin dizilme, basılma ve dağıtıma çıkma sürecinin gösterildiği sahneler olsun filmin en etkileyici yerleri ama tabii ki Spielberg, neredeyse yarım yüzyıl önce geçmiş bu hikayeyi, ne dönemin maço tavrını eleştirmek ne de bir zamanların gazeteciliğine nostaljik bir ağıt yakmak için yapmış.  “The Post”‘un öncelikli amacı Nixon ve bugünkü Amerikan yönetimi arasındaki paralelliği göstererek, sürekli medya ile papaz olan, hukuk mekanizmasını gönlüne göre uygulamaya çalışan ABD yönetimini yermek.

the post ile ilgili görsel sonucu

Hakkında sayfalarca yazılır ama son tahlilde “The Post”; mutlaka izlenmesi gereken bir yapım. Hukuk, adalet medya ve basının asıl amaçları hakkındaki mesajı tokat gibi… İdealist insanlar bedel öder, o ödenen bedele saygı duyulur ve ders çıkarılır, ilkelere hassasiyet gösterilir. İşte bunun hikayesi “The Post”.

Hemen hemen tüm film platformlarında mevcut. Seyretmediyseniz hemen açıp seyredin derim. İyi Seyirler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here