‘Vesikalı Yarim’ 1968 Lütfü Akad yapımı bir Sultan filmi. Manav Halil (İzzet Günay) ile konsomatris Sabiha’nın (Türkan Şoray) hüzünlü aşk hikayesini konu ediniyor. Filmimizin mekanı ise iç içe geçmiş apartmanlar yerinde bostanların, barların yerinde pavyonların olduğu, Marlboro yerine Birinci sigarasının içildiği, köprülerin açılıp kapanma saatlerinin beklendiği 1960’ların İstanbul’u.

Sultan vs Gilda

Hüzünlü aşk hikayemiz, Halil’in Taksim Şen Saz’da bir gecenin sonunda kalkmaya yeltenirken, sigara dumanlarının arasından saçlarını tek omzunda toplamış iri gözlü, sarı saçlı bir dilberin hemen yanında bitivermesi ile başlar. Şarkı susar, meyhanedeki kaba gürültü kesilir, zaman durur. Gilda filminin kadraja giriş sahnesini gölgede bırakan bir edayla bütün bakışları kaplar Sabiha. “Bir sigara içebilir miyim? Yakar mısın?..” İkisi de yanmıştır artık. Konsomatris Sabiha ve evli bir adam olan Manav Halil… Zaman seyrine döndüğünde kulaklarımıza çalınan şarkı başkadır. ‘Ben melanet hırkasını / Kendim giydim kime ne? / Arı, namus şişesini / Taşa çaldım kime ne?’

Herkesin haklı olduğu filmdir ‘Vesikalı Yarim’

Çok farklı, çok dokunaklıdır ‘Vesikalı Yarim’. Bence hikayede seyirciye dokunaklı gelen ise kimsenin haklı çıkarılmaya çalışılmaması çünkü herkes haklı. Sabiha elinde sigarası, onu tanıdığımız sahnedeki haliyle sunulur bize. Geçmişiyle ilgili hiçbir bilgi verilmez. Olduğu gibi kabul etmemiz beklenir. Bu durum Halil için de geçerlidir. Sıradan, iki çocuk babası bir manavdır. Kavuşmalarının önüne koyulan engel de diğer Yeşilçam melodramlarından çok farklıdır. Kötü adamlar, gizli mektuplar yoktur ortada. Onlara suç ortaklığı yapmamızı biraz da olsa meşrulaştıracak bir sebep yoktur elimizde. Bu sıradanlık, gerçeklik bağlar işte seyirciyi filme. Yani senaryosu iyi bir ustanın elinde işlenmiş oltu taşı gibidir. Herkes, her şey olması gerektiği gibi. Manav Halil, Konsomatris Sabiha, Halil’in babası ama en çok da Halil’e terliklerini giydiren karısının ruh hali.

Vesikalı Yarim

Kısa bir tahlile tamamlarsak; ‘Vesikalı Yarim’, klasik bir Yeşilçam melodramı gibi görünmekle beraber benzerlerinden sıyrılıp başka bir film olmayı başarmış bir yapımdır. Özellikle şarkı kullanımı çok farklı, film şarkılara değil, şarkı kullanımı filme hizmet ediyor. Lütfi Akad’ın yalın sinema dili bu aşk hikayesini büyülü bir şekilde yansıtırken, ses, yönetmenlik, oyunculuk ve senaryo itinalı bir bütünlüğe ulaşmış, belli ki her plan özenle çekilmiş. Sadece eski İstanbul görüntüleri için bile görülesi film ‘Vesikalı Yarim’. Bir dönemin kültür-sanat faaliyetleri, erkeğin ve kadının toplumdaki yeri, yaşam biçimleri ve sınıf farklılıkları için de izlenmeli.

Finalle ilgili sözü ise senarist Safa Önal’a bırakalım: ”Onların bir araya gelmesine imkan ve ihtimal yoktu. Başlangıçtan itibaren imkansız bir aşkı deniyorlardı. Yürüyemezdi o aşk. Yani Sabiha oradan çıkamazdı. Kenar semtin delikanlısı, evli, çocuk babası Halil de saz kadını Sabiha ile yaşamları boyu yapamazdı. Yani ayrılık tanıştıklarından itibaren vardı. Ama onlar imkansızı denediler. Aşk buydu zaten!..”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here